06.05.2016

SİNEFİL GÜNLÜĞÜ: Pale Flower (1964)

Masahiro Shinoda, 60’larda Mizoguchi’nin ölümünün ardından, Ozu, Kurosawa, Ichikawa ve Kinoshita gibi ustaların gölgesinde doğan ve geleceğe damga vuracak unutulmaz genç yönetmenlerle birlikte (Oshima, Suzuki, Yoshida) Japon Yeni Dalga akımının en önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Shochiku film şirketinden çıkma bu genç yönetmen, şirketin gelenekçi, sarsılmaz duvarlarını yıkarak, günümüzde birer klasik olarak anılan birçok başyapıt düzeyinde filme imzasını atmıştır.

Yakuza filmleriyse, sadece Japonya’da değil, tüm dünyada popüler olmuştur. Fransa’daki Polar türü, İtalya’daki Sicilya mafyası filmleri ve Amerika’daki Gangster filmleri örnekleri gibi, Yakuza filmleri de Japonya’nın kendine özgü kuralları olan suç örgütü Yakuza’ların hayatlarından kesitler anlatır. Filmde de sıkça göreceğiniz oicho-kabu adlı oyundaki 8,9 ve 3 no’lu kartların birleşiminden oluşur Yakuza adı. 

Yakuza türüne dair en üretken isim de kuşkusuz Youth of the Beast, Tokyo Drifter ve stüdyoyla ilişkisinin kesilmesine sebep olan efsanesi Branded to Kill gibi türün önemli; ama genel izleyiciye hitap etmeyen filmleriyle kendine has bir hayran kitlesi oluşturmuş olan Seijun Suzuki’dir. Yönetmen, kendisine stüdyodan gelen tepkilere kulak asmamış ve deneysel tarzını, kariyeri boyunca sürdürmüştür.

Türün en çok sevilen filmlerinden biriyse Masahiro Shinoda’dan 1964’te, kendisinin erken döneminde gelmiştir: Solgun Çiçek. Funada ve Yasuoka, şehri elinde tutan iki büyük yakuza çetesidir. Baş karakterimiz Muraki’yse rakip Yasuoka çetesinden bir adamı, kendi çetesinin liderinin isteği üzerine öldürmüş ve üç yıl hapis yattıktan sonra şehre dönmüştür. Şehir hayatına ve insanlara katlanamayan, varoluş problemleri sürekli kafasını kurcalayan, nihilist bir karakterdir Muraki.

Üç yılın ardından tekrar mekanına dönen Muraki, hiçbir şeyin değişmediğini görür. Zaten neyin değişmesi gerekir ki? İnsanlar da hayvanlardan farksızdır ve kafeslerine hep dönmek isterler, diye düşünür Muraki. Kendisine oldukça bağlı uzatmalı kız arkadaşından en başta fazla ilgi görmez; ama sonradan kızın, işyerinden bir çocuğun kendisiyle evlenmek istemesi yüzünden kafasının karışık olduğunu anlayacaktır. Kıza, o çocukla evlenmesini ve bu fırsatı kaçırmamasını, kendisiyle zaten bir geleceği olmayacağını salık verir, Muraki.

Çetede de artık işler üç yıl öncesi gibi değildir. Rakip çeteyle ateşkes ilan edilmiş, kendisinin olayı sineye çekilmiştir ve şimdi tehdit olarak görülense yeni doğan bir çete olan Imai’dir. İki rakip, güçlerini birleştirip bu yeni çeteyi yok etmek istemektedir. Uğruna hapis yattığı değerlerin de artık içinin bolaştıldığını görmek, Muraki’yi hayata karşı daha da duyarsızlaştırır.  

Derken kumar oynamak için gittiği eski mekanında bebek yüzlü, naif ve gizemli görüntüsüyle Saeko adlı bir kadın görür, Muraki. Bu gizemli kadına görür görmez aşık olan Muraki, kendisini takip eder ve bir barda onunla tanışır. Daha fazla parayla kumar oynamak istediğini söyleyen Saeko’yu Don Mizoguchi’nin himayesindeki illegal bir mekana götürür Muraki ve bu buluşmalar bir süre devam eder. Saeko, sürekli Muraki’nin rüyalarına girmekte ve kendisini iyiden iyiye etkilemektedir. Özgüven problemleri yaşayan Muraki’yse, sürekli iyi bir insan olamadığından yakınır.

Muraki, Saeko’yu tanımaya çalıştıkça olaylar daha da gizemli bir hal alacak, Saeko kendini geri çektikçe Muraki daha da saplantılı bir adama dönüşecek, karakterimizin varoluşçu ve nihilist hayatı, izleyenleri derinden etkileyecek olaylarla şiirsel biçimde ilerleyecektir.

Ran, Duygu İmparatorluğu, Bir Başkasının Yüzü, Kumların Kadını ve Harakiri de dahil, birçok unutulmaz Japon filminin müziklerine imza atmış büyük usta Toru Takemitsu’nun hipnotize edici  ezgileriyle, kendinden sonra gelen, sadece Japon sinemasının değil, dünya sinemasının da birçok yönetmenini etkilemiş, unutulmaz bir film Solgun Çiçek.