06.05.2016

SİNEFİL GÜNLÜĞÜ: Kradetzat na Praskovi (1964)

Savaşta kazanan taraf yoktur aslında; içimizdeki sevgiyi ve yaşama arzusunu, bizi insan yapan her şeyi yok eder savaş. I. Dünya savaşının sonlarına doğru, savaşın ortasında yeşermeye çalışan bir yasak aşkın öyküsüdür Şeftali Hırsızı.

Emilian Stanev’in ‘Şeftali Hırsızı’ adlı eserinden senaryosunu da kendisinin yazdığı, kariyerindeki bu ilk filmi, Bulgar yönetmen Vulo Radev’e Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan adaylığı getirmişti. Günümüzde hâlâ kıyıda köşede kalmış bu alegorik film, ele aldığı konuyu farklı karakterler çevresinde döndürerek, tarafsız bir anlatım seçmiş ve savaşın halkın üzerinde yarattığı yıkımın evrenselliğini vurgulamıştır. Bunu kimi zaman belgeselvari görüntülerle, kimi zaman da çeşitli metaforlarla, anlatmayı yeğlemiş yönetmen.

Filmin daha ilk dakikalarında bir cenaze merasimine konuk oluruz ve sonra kamera Bulgaristan’ın savaştan harap ve bitap düşmüş çehresini gösterir bize, filmin geçtiği kasaba üzerinden.

Kasabanın yönetici komutanı Alb. Mikhail, karısı Lisa ile birlikte, bahçesinde şeftali ağaçları yetiştirdiği evinde yaşamaktadır. Alb. Mikhail, yaşı ilerlemiş, savaşta aldığı bi yaradan dolayı gazi olmuş ve artık uğruna savaştığı değerleri de yitirmeyle yüzyüze gelmiştir. Yine de sert, otoriter ve soğuk mizacını hep korumuş bir koca ve komutandır. Açlık, sefalet ve salgın hastalıklarla kan ağlayan toplum da, artık isyan noktasına gelmiştir. Kasabada düşman esirlerinin tutulduğu bir de kamp vardır. Mikhail, kamptakilerin insan olmadığını söyler, Lisa’ysa bizim onlardan ne farkımız var, der. Savaşta tüm taraflar kendini haklı görür ve karşı taraftan nefret eder, hepsinin kendine göre haklı sebepleri de vardır; ama kaybeden her zaman insanoğludur. 

Bir gün şeftali bahçesine, kampta esir olarak tutulan Sırp subayı Ivo, izinsiz olarak girer ve birkaç şeftali çalar; ama tam kaçacakken o sırada Lisa’ya yakalanır. Lisa, aç olduğu için bunları çaldığını söyleyen Ivo’ya yiyecek bir şeyler hazırlar ve aralarında bir yakınlaşma olur. Lisa, eve geri dönünce Albay’ın duvardaki fotoğrafıyla yüzyüze gelip vicdanıyla kalbi arasında kalır; ama birkaç gün sonra Ivo yine geldiğinde küpelerini takıp aynada saçını düzeltecek ve bu imkansız aşka hayır demeyecektir.

Boş zamanlarında kimsesiz çocuklara da yardım eden Lisa’yı gören Ivo, çocukların ya birilerini öldürmek, ya da birileri tarafından öldürülmek veya dikenli tellerin ardında çürüyecek hayatlarını yaşamak için dünyaya geldiğini düşünmektedir. Ama, yaşamak için bir sebebi olmayan Ivo’yu yaşama tutunması için kandıracak olan kader, bunu yine içgüdüler ve aşk yoluyla yapacaktır; Lisa’yla olan yasak aşkı yoluyla… 

Filmde; umudun, sadece aşkın olduğu yerde yaşayacağını düşünen iki karakter vardır. İki karakter de hapistir, hem dünyada hapislerdir, hem bu küçük kasabada; biri esir düştüğü kampta, diğer dikenli teller ardında taş kalpli bir kocayla…

Ama tabii kader bize bir şeyler verdiği zaman, verdiğinden fazlasını da bizden geri alacağını bildiğinden bunu yapar.

Belgesele yakın siyah-beyaz görüntüleriyle, Lisa rolünde Nevena Kokanova’nın dillere destan güzelliğiyle ve muhteşem oyunculuğuyla; travmatik bir dönemi anlatan, önemli bir yönetmenin sinefillerce keşfedilmesi gereken ‘ilk’ filmi.