27.05.2017

Sinemanın Kanserle İmtihanı

Un conte de Noël (2008)

Yönetmen: Arnaud Desplechin

Fransız Sineması’nın son dönemdeki ayrıksı ve önemli isimlerinden Arnaud Desplechin‘in, ‘işlevsiz aile’ alt türüne dahil edilebilecek, bir draması. Her biri farklı karakterlere sahip ve birbirlerinden de pek hoşlanmayan aile üyeleri, yıllardır pozitif mizaçlarından ödün vermeden yaşayan anne ve (özellikle) babalarının evlerinde, bir noel akşamı yemeği için toplanır. Junon (Anne, Catherine Deneuve) kanser olduğunu açıklar. Kendisine ilik nakli gerekmektedir, peki bu ailenin fertleri biricik anneleri için ilik nakline yanaşacak mıdır? Yoksa, her biri kendi düzeninde olan yetişkin çocuklar, hayatının sonbaharına gelmiş annelerine yardım etmek yerine, mevcut düzenden ufak bir ödün dahi vermeyecek midir?

 

 

Life as a House (2001)

Yönetmen: Irwin Winkler

Yıllarca sorun olarak gördüğü şeylerle uğraşıp, görece hayal ettiği şeyleri hep erteleyen mimar George (Kevin Kline) bir gün işyerinde bayılır ve kendisine kanser teşhisi konur; üstelik sadece birkaç ay ömrü kalmıştır. Yıllardır yaptığı her şeyi bir kenara bırakıp, her zaman hayal ettiği “Amerikan Rüyası”nı yaşamak için, deniz kenarında bir ev inşa etmeye başlar, yanına da 16 yaşındaki sorunlu oğlunu (Hayden Christensen) da alarak. Uzun yıllar önce boşandığı eşiyle olan ilişkisi, bugüne kadarki tercihleri, sorunlu çocuğu dahil, hayatında olan her şeyi sorgulamaya – az da olsa – bir vakti vardır artık.

 

 

Ikiru (1952)

Yönetmen: Akira Kurosawa

Kanji (Takashi Shimura) Tokyo’da yaşayan, benzerleri gibi hiçbir iş yapmayan, küçük bir ofiste ömrünü çürütmüş, orta yaşın sonlarında bir memurdur. Gelini ve oğluyla oturduğu evi ve monoton işi arasında, geçmiştir yıllar. Derken, midesindeki ağrı şikayeti için gittiği hastanede, kendisine kanser teşhisi konur. Bir anda dünya, farklı görünmeye başlar. Geçmişine baktığında, hayatını boş şeylerle harcadığını düşünür, yanındakilerse “ölse de gitse” modundadır. Geriye ne kalmıştır, hayal kırıklıklarından başka? Ölünce gelini ve oğlunun üzerine konmayı düşündükleri parayı, bu son döneminde kendine harcayıp, varoluşu sorgulamak en mantıklı hareket gibi görünmektedir.

 

 

Les Invasions Barbares (2003)

Yönetmen: Denys Arcand

Barbarların İstilası‘nda Rémy (Rémy Giard) kanser olmuştur ve artık son zamanlarını yaşamaktadır. Boşanmış olduğu eski eşi kendisine hastanede refakat eder. Oğluyla hiçbir zaman yıldızı barışmamış ve yıllardır da kendisiyle görüşmemektedir. Annesinin ısrarıyla, nişanlısıyla birlikte babasının bulunduğu hastaneye gelir Sébastien. Gördüğü manzara ve hastane koşulları kötüdür; ama sıcak para her kapıyı açar elbette ve koşullar düzeltilebilir. Parayla her şeyi yapmaya çalışır Sébastien, ölüp ölmemesiyle ilgilenmeyen üç öğrenciyi, babalarını ziyarete gelmeleri için de, parayla ikna eder. Hastane odasında birçok sohbete tanık oluruz, baba-oğul arasındaki politik görüş farklılıkları, babanın eski sevgilileri ve metresi bile ziyarete gelir. Bu, bol karakterli drama, birçok festivalden ödüllerle dönmüştü ve ülkemizde de kendine bir hayran kitlesi oluşturmuştu.

123