27.07.2016

Sinemamızın Yeni Nesil Kadın Yönetmenleri

Elif REFİĞ

Ferahfeza (2013)

Bizi ilk kez 2012’de 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde karşılayan “Ferahfeza”, yönetmen Elif Refiğ’in iki kısa filminden sonra çektiği ilk uzun metrajlı film. Bu ilk film her ne kadar anlam ve dil konusunda belli problemlere yakın adım yaklaşsa da yönetmen ustalıkla bu kusurlarını kamufle ederek sıyrılmayı başarıyor.

Birbirlerinden kopuk vaziyetteki iki genç bireyin ortak hayaller ve istekler sonucu buluşarak var oldukları hayat içinden kurtulmaya çalışmalarını konu alan film, temel olarak genç bir kadın ve erkek üzerinden hikâyeyi inşa etmekte. Ali (Uğur Uzunel), tersanede babasının yanında zoraki çalışan, sadece siyah – beyaz rüyalarında sıkıştığı hayattan kurtulan ilk karakter. Eda (Makbule Sitare Akbaş), annesiyle birlikte yaşayan, sadece bulunduğu konumdan uzaklaşabildiği tersanede, duvarlara çizdiği graffitilerle hayallerini resmeden ikinci karakter. Bu iki genç insanın buluştuğu tek nokta ise, hayatlarının var olan resminin ne kadar boş, sıkıcı ve kısıtlayıcı olduğu gerçeği.  Bu savın her an onlarla birlikte karşımıza çıkan gemilerin isimleriyle desteklenmesi de boşuna değil. Ağrı, Adıyaman, Moskova yahut Bulutlar (Yunanca yazılmış) gibi ya denizden ya da bulunulan karadan o denli uzak şehirlerin, ülkelerin gemilere isim olarak tercih edilmesi, karakterlerin denize sıfır yaşamalarına rağmen denizle teneffüslerinin neredeyse hiç olmamasının bir benzeşimi niteliğinde. Filmsel hikayede aranılan ve ulaşılmak üzere hedef niteliğinde konumlandırılan Vamos adlı gemi ise filmin göstergeleri arasında en doyurucu olanlardan biri. İspanyolcada “hadi” anlamına gelen bu sözcüğün özünde enkaz niteliğindeki bir gemiye isim olup kaçışı ve rüyalarda aranılan özgürlüğü temsil etmesi yönetmenin semiyotik manada iyi çalıştığını gözler önüne sermekte.

Karakterlere vücut olan oyuncuların, bir o kadar genç ve acemi bir kadroyla oluşturulmuş olması dert edinilen durumu daha doğalcı bir gelenekle resmederken bu resme yardımcı sağlam fırça darbelerinden biri. Buna paralel olarak kullanılan konuşma dili de keza bu geleneği destekleyen bir unsur.

Pek çok yönetmenin dert edindiği ve edinmeye de devam edeceği “sıkışmış insan” profili bu ilk filmde beklentilerinizi deniz ile kara arasındaki keskin düzlemde ele alıp; sınırda olan ile olmayan arasındaki ince çizgede önünüze sermekte. İlerleyen dönemlerde Elif Refiğ ismini daha çok duyacağımıza işaret eden bu ilk filmin üzerine belli ki sıkı bir çalışma pratiği yaptığını düşündüğümüz diyaloglarından biriyle metni noktalıyoruz: “Kısmet lan dikkat ettin mi; hep aynı yerden aynı yere bakıyoruz.”

Zekican SARISOY

Esra SAYDAM – Nisan DAĞ

Deniz Seviyesi (2014)

Deniz Seviyesi, kadınların kadınları anlattığı filmlerden. Yönetmenler Esra Saydam ve Nisan Dağ’ın ilk uzun metraj çalışması olan film, New York’ta başarılı bir iş kadını olan Damla’nın hayatına odaklanıyor. Damla, New York’ta bir Amerikalı ile mutlu bir evlilik sürerken aldığı bir haber üzerine Türkiye’ye gelir. Bu aşamadan sonra Damla geçmişte, ardında bıraktığı hayatıyla yeniden yüzleşmek zorunda kalır. Ardında bıraktığı sandığı meseleler aslında Damla’yı hiç terk etmemiştir.

Damla karakterinin yüzleşme ve büyüme hikâyesini izlediğimiz filmin yönetmenlerinin ikisi de hayallerinin peşinden Amerika’ya giden, burada sinema okurken tanışıp bu filmi yapmaya karar veren iki Türk kadın. “Deniz Seviyesi”ndeki karakterler birebir yönetmenleri yansıtmasa da yine de filmin çıkış noktası “arkada bırakılan, sürekli özlenen Türkiye” fikri olmuş.

Film, senaryosunun zayıf olması nedeniyle eleştirilse de kadınların gözünden bir kadının duygu dünyasını, hesaplaşmasını ve hayatında yol almaya çalışmasını anlatması bakımından önemli.

Ceren ÇALICI