03.06.2016

Sinemanın B’si: Dünyayı Kurtaran Adam

Yurt dışında sinema ile alakalı bir insana “Bildiğin bir Türk filmi var mı?” diye sorsanız muhtemelen alacağınız en popüler 5 cevaptan biridir ‘Dünyayı Kurtaran Adam’. Ardından bir gülümseme eşliğinde muhtemelen şöyle bir ekleme yaparlar: “Turkish Star Wars“. Hakkında efsaneler yaratılmış, dilden dile çevrilmiş, dünya çapında üne sahip bu filmi bir düşünelim. Nedir bu filmin olayı? Bir bilim kurgu olarak yaratılmış olmasına rağmen insanların onu absürt komedi olarak görmesi, izlerken gülmesi midir sizce? Ya da film o kadar kötü ki daha kötüsü yapılamaz mı? Bence dünya sinema tarihinde, amacından böylesine sapan filmler arasında en samimisi Dünyayı Kurtaran Adam‘dır. Onu bu denli meşhur kılan, filmin hemen her anında hissedilen bu samimiyettir.

19 ayrı film ve belgeselden görüntü kullanılan film, müziğin de orijinal olmadığını hesap edersek buram buram çalıntı kokar. Aslında bir bahanesi de vardır yönetmen Çetin İnanç‘ın. Kilyos’ta hazırlanan dekorlar fırtına nedeniyle uçup Karadeniz’de yüzmeye başlayınca çaresizlikten B planı devreye girer. Aslında bütçesi oldukça yüklü olan bu filmi B filmi yapan etmenlerden biri de bu tamamen doğaçlama geliştirilen B planlarıdır.

Filmi duyup izlemeyen okuyucular için (ki duyulmaması olanaksıza yakındır herhalde) konuyu özetlemek gerekirse; Çok ileri bir tarihte, atom savaşları sebebiyle parçalanan ancak hala varlığını sürdüren dünya tehlike altındadır. Sihirbaz adlı bir kötü karakter dünya ve dünyada yaşayan insanlar ile kafayı bozmuş, dünyayı bir ele geçirmek, bir de yok etmek niyetindedir. Dünyalılar arasından iki cesur ve yakışıklı Türk askeri bu sinir bozucu planları alt üst eder. Düz bir şekilde böyle tasvir edilebilecek film derinde bir şok etkisi de yaratır elbette. Film boyunca elinde bir mızrakla dörtnala at süren iskelet adamlar, mezarından fırlayan zombiler, kafasında polis sireni olan konuşan makinalar, peluş canavarlar, Hacı Bektaşi Veli’nin türbesi, adı İncil’de de geçen 13. kabilenin kalıntıları, Mısır piramitleri, alüminyumdan yapılma kostüm giyen robotgiller, garip şekilli bir altın kılıç, yumruk ile parçalanan kayalar, ahşap kutu içinde görülen insan beyni ve daha niceleri sunulur bizlere ve bu bağlamda aslında konuya bakmaksızın şöyle özetlenebilir durum: İçinde felsefik ögeler de barındıran, filmin yaratıcılarının filmden daha fantastik olduğu görsel bir şölendir Dünyayı Kurtaran Adam!

Çetin İnanç filmi nasıl çektiklerine dair bir söyleşide şöyle der: “Nuri Kırgeç’e (filmin sanat yönetmeni) gece rüyanda canavar görüyor musun hiç diye sordum, evet dedi. Çiz onları gel bana dedim.”
Başta da dediğim gibi, kostümlerin dikiminde bile başrol oyuncularının yardım ettiği, sokaktan geçen motorsikletliden alınan ödünç kaskın kullanıldığı, dekorların tamamen doğaçlama yaratıldığı içten bir havası vardır filmin. Ve artık efsaneleşmiş, arkadaş sohbetlerinde geyik konusu olmuş diyaloglar da bu durumu müthiş bir biçimde destekler:

“-Arkamda düşmanlar var, alçalıyorum.
-Ben de alçalıyorum Murat.
-Ben bin yaşımdayım, ama ruhsal değil bedensel bir ölümsüzlüğe sahibim.
-Korkarım gücün de yakışıklılığın gibi başına iş açacak.
-Akıllı olsaydın şampanya ve kadından hoşlanırdın.
-Ben de melek değilim ya.”

Aytekin Akkaya‘nın uzay mekiği içinde ‘alçalırken’ kafasını eğerek alçaldığını görmeyi, karakterlerin dünyayı kurtarmadan önceki nihai yüzleşmeden önce şampanyadan ve kadınlardan söz ettiğini duymayı, Cüneyt Arkın gibi zıplamanın inceliklerini ve abartısız bunlar gibi yüzlercesini, hatta daha da iyilerini görmek için; ama hiçbir tutarlılık beklemeden izleyin Dünyayı Kurtaran Adam‘ı. İçtenliğinin sizi sarıp sarmalamasına izin vererek tadını çıkarın.