03.06.2016

Sinemanın B’si: King Kong (1933)

Kong bilirsiniz, dünyanın 8. Harikası ve tarih öncesinden yaratıkların yaşadığı bir adanın güçlü kralıdır. King Kong filmi de bence dünyadaki fantastik filmlerin kralıdır. Bir düşünün: Hangi filmi izlerken hem Planet of the Apes (Maymunlar Cehennemi), hem Indiana Jones, hem de Jurassic Park filmlerinden aldığınız tadı alıp, Beauty and the Beast (Güzel ve Çirkin) hikâyesini dinleyebilirsiniz ki?

Filmin konusu şimdiki zamana göre basit görünse de unutmayın, yıl 1933! Bundan seksen üç sene önce yazılmış bir film için hayli yaratıcı olan senaryo, gizemli bir yolculuğa çıkan bir gemi görüntüsü ile başlar. Film yapımcısı Carl Denham, (Robert Armstrong) eşi benzeri olmayan bir film yapmak için Ann Darrow (Fay Wray) adlı güzel bir kadın ile anlaşır ve Sumatra yakınlarındaki Kafatası Adası’na doğru yola çıkar. Adaya vardıklarında, oradaki yerlilerin kurban töreni ile karşılaşan mürettebat, bir şeylerin ters gittiğini fark eder. Yerlilerin Ann’i gemiden kaçırması ve adanın kralı Kong’a ‘yeni gelin’ olarak sunmasının ardından, Denham ve Ann’e aşık olan geminin ikinci kaptanı John Driscoll (Bruce Cabot) önderliğinde güzel kadını kurtarmak için mücadele başlar.

Aslında güzel bir kadına aşık iki erkeğin savaşıdır King Kong. Kong ve Driscoll film boyunca Ann’i koruyabilmek adına bir dizi savaş verir. Kong bu uğurda devasa bir yılanı ve dinazorları öldürürken, Driscoll, Ann’i bu dev gorilden kurtarmaya çalışır. Bu mücadelenin yanı sıra dönemin film yapımcılarına da gönderme yapar King Kong. Mürettebattan on iki adam ölmesine rağmen hâlâ Kong’u filme alıp zengin olmak isteyen Denham, kapitalizmin sembolüdür. Bu durum, filmde New York’a kadar sıçrayıp ülkeye zarar verse de dönemin Amerika’sını düşünürsek, bu duygusuz ve hırslı yönetmenin filmin son sözlerini söylemesi çok da abes değildir.

Filmin 2005 yılında Peter Jackson’ın yönetmenliğini yaptığı remake’i görsel olarak bir hayli tatmin edicidir. Ancak belki de son dönemlerde gördüğümüz pek çok özel kahraman (ya da anti-kahraman) sebebiyle bence ruh olarak bu ilk filmin havasını verememiştir. Düşünsenize yıl 1933 ve dev beyaz perdede bu filmi izliyorsunuz. Müthiş bir hayal, öyle değil mi? Filmin zamanında 1 milyon 761 bin dolar hasılatı olması ve stüdyoyu iflastan kurtarması, sanırım bunun kanıtıdır.

“Görünüşe bakılırsa Denham, uçaklar onun işini bitirmiş.”
“Hayır, uçaklar değildi. Canavarı öldüren güzellikti.”

İlk paragrafta da yazdığım gibi film, bir nevi “Beauty and the Beast” öyküsüne odaklanmıştır. Güzellik başa bela mıdır değil midir bilinmez fakat efsanevi Kong’un başına belalar açtığı kesin. Eğer soluksuz izleyeceğiniz bu filmi hâlâ izlemediyseniz, efektlerin 1933 yılında yapılmış olduğunu dikkate alarak tabii ki, hemen izleyin bu müthiş filmi. Eminim çok keyif alacaksınız.