22.10.2015

Solace: Geleceğin ve Geçmişin Hesabını Sadece Tanrı Sorabilir

Ekran Resmi 2015-10-22 18.52.52“Solace” (Sözlük anlamı: Teselli) filmi, ilk bakışta kadrosunda Colin Farrell ve Anthony Hopkins’i barındıran sağlam bir polisiye görüntüsü veriyor. Ted Griffin’in (Matchstick Men, Ocean’s Eleven) bir hikâyesinden uyarlanan senaryonun yazarları Peter Morgan (The Queen, Frost/Nixon, The Damned United, Rush) ve Sean Bailey (Walt Disney Stüdyoları Başkanı), kariyerlerinde ses getirmiş pek çok filme imza atmış insanlar ve kadroya bakınca Solace kağıt üzerinde kesin bir “kazanan” olacak görüntüsüne sahip. Gerçi, filmin çekimleri geçen yıl tamamlandıktan sonra dağıtımcı firma tarafından çekmeceye kaldırılması kafalarda soru işareti yaratmalı idi. Nitekim, yönetmenliğini Brezilyalı Afonsa Poyart’ın yaptığı film, bir seri katilin peşine düşen iki FBI ajanının (Jeffrey Dean Morgan ve Abbie Cornish) görüntüleri ile fena bir başlangıç yapmıyor. Ta ki seri katil’in (Colin Farrell) arkasında hiçbir iz bırakmayacak kadar profesyonel olduğu ve bu cinayetlerin “normal/bilimsel” yollardan çözülemeyeceği anlaşılana kadar.

FBI veya polis teşkilatı gibi birimlerin medyumlardan yardım aldığı senaryolar, Amerikan sinema ve televizyon endüstrisince seviliyor. Medium ve Ghost Whispere dizileri; The Gift, The Dead Zone, Red Lighst filmleri gibi daha önce başarılı örneklerini gördüğümüz türde, bu sefer medyum rolünde Anthony Hopkins var. Kişisel trajedisi nedeniyle inzivaya çekilmiş bir medyum doktoru oynayan Hopkins, Solace’deki rolünde biraz Hannibal Lecter modu ile yer alıyor. Karşında da “sert çeneli” Clarice Starling’i andıran FBI ajanı Abbie Cornish olunca, filmin izleyicide Kuzuların Sessizliği beklentisi yaratması kaçınılmaz oluyor. Gel gör ki, Hopkins bu sefer “doğru tarafta” ve FBI ile çalışıyor. Colin Farrell’in ortaya çıkmasına kadar, “eh” bir görüntüde olan “Solice” bu noktadan sonra adeta bir kara komedi-polisiye karışımı bulamaca dönüşüyor.

Oyuncuların filmin içine girememiş, abartılı performasları ayrı sorun, klişe senaryo formülleri ile ilerleyen yapısı ayrı sorun, gülünç denecek kadar acemi yönetmenlik ayrı sorun.

Flashback’lerle ilerleyen, medyumlardan özel hayatın saklanamayacağı vurgusunu sık tekrarlayan, kişisel yaraları senaryoya monteleyen ve ister inanın ister inanmayın ama mesajını “iyi niyetli öldürme” (mercy killing) üzerine kuran Solice, Anthony Hopkins ile Colin Farrell’in birlikte olduğu sahnelerde izleyicinin ilgisini canlı tutmayı başarmasına rağmen, yönetmeninin acemiliğine kurban oluyor ve film boyunca flashbackler ile anlamsız zoomlanmış sahnelerin arasında baş ağrısı yaratıyor.

solace-600x337Bu noktada Hopkins’in makyajının oldukça “yaşlı ve bitik” yapılmasının filmin drama dozuna bir nebze katkısı olmadığını belirtelim.

Film ile ilgili en iyi şey, Colin Farrell… Oyuncunun hayranları performans açısından hayal kırıklığına uğramayacaklarsa da, senaryonun Farrell’i çabuk harcamasına haklı bir isyan duyacaklardır.

FBI ajanını oynayan Jeffrey Dean Morgan ile ilgili senaryo oyunu izleyiciyi şaşırtsa da, karakter derinliğinin eksikliği ve “iyi insan” rolünün abartılı sergilenişi ile, maalesef filme bir noktadan değen bir teğet görüntüsünde.

Tanrı rolüne soyunmak, iyi niyetli öldürme, cinayetleri çözmek için medyumlara başvurmak gibi konseptler üzerinden azıcık da olsa, teoloji ve etik tartışmalarına da değinen “Solice”i çok ciddiye almadan izleyebilir, belki de beğenebilir hatta bu yazıya kızabilirsiniz. Tüm bunlar, filme hangi beklenti ile gittiğinize bağlı.

Önerim kadronun yarattığı beklentiyi çok abartmadan, sıradan bir polisiye izlemek için hazırlıklı olmanız.