07.05.2016

The Strain: Türlerin En Ölümcülü

the strain billboard 

Ağırlıklı olarak gotik esintili bir filmografiye sahip Guillermo Del Toro’nun, yönetmen ve yapımcı kimliğinin yanı sıra bir de romancı kimliği mevcut. Bu kimliğinin  başlıca ürünlerinden biri, dilimize İthaki Yayınları tarafından Ölümcül Tür olarak çevrilen The Strain üçlemesi. Del Toro’nun Chuck Hogan’la işbirliği içerisinde kaleme aldığı bu üçlemenin eninde sonunda görsel karşılığını bulacağı aşikârdı, fakat ünlü yönetmenin dizi taraklarında pek bezi olmaması ve sinemasal üretkenliği dolayısıyla akıllarda film uyarlamasının çekilebileceği vardı. Ne var ki dizi piyasasının önlenemez yükselişi Del Toro’nun da aklını çelmiş olacak ki, birkaç gün kadar önce The Strain’in ilk bölümüne kavuştuk.

Romanları okumadığım için diziye başlarken neyle karşılaşacağımdan emin değildim, fakat sonucun beni tatmin ettiğini söyleyebilirim. The Strain’in ilk bölümü, tek bir gecede geçiyor. Havaalanına indikten sonra esrarengiz bir biçimde tüm motorları kapanıp sessizliğe gömülen bir Boeing 767 hakkında tetkik yürütmek üzere çağrılan Doktor Ephraim Goodweather’la (Corey Stroll) beraber kendimizi gergin bir atmosferin içerisinde buluyoruz. Bölüm boyunca karşılaştığımız çeşit çeşit şahsiyetler, vaziyetler ve pek tabii ki yaratıklar bu atmosferi güçlendirmeye yarıyor.

Del Toro’nun bizzat  yazıp yönettiği “Night Zero” adlı ilk bölüm daha en başından gerilimi usul usul arttıran dört dörtlük temposuyla etkileyici bir deneyim vaat ediyor. Görsel yönden de oldukça zengin bir çalışma ortaya konmuş; özel efektler ve makyajlar izleyiciyi diziden uzaklaştırmayacak, aksine atmosferin içine iyiden iyiye sürükleyecek bir özenle uygulanmış.

Karakterleri henüz yeterince tanıyabilmiş değiliz, fakat David Bradley’nin Abraham Setrakian rolündeki performansı muhteşem. Dizinin hayranlarının Abraham’a özel bir ilgi duyduğundan/duyacağından hiç şüphem yok. Baş jönümüz Eph rolünde Corey Stroll henüz yeterince parlama fırsatı bulabilmiş değil, ama sezon ilerledikçe içine düşebileceği çıkmazları ve bu sayede Stroll’ün kendini kanıtlayacağını sezmek mümkün. Eph’le ve dolayısıyla ilk bölümün senaryosuyla ilgili tek sıkıntım, karakterin ailevi sıkıntılarının son derece klişe ve zorlama durması. Bununla ilgili tahminim de, Del Toro ve Hogan’ın bu unsurları Ephraim iş üzerinde yani doğal habitatındayken ve iş üzerinde değilken yani kendini bir türlü tam olarak ait hissedemediği ama boşanmak üzere olduğu karısı ve çok sevdiği oğlu sebebiyle asla vazgeçemeyeceği dış dünyadayken oluşan kontrasta dikkat çekmek için kullandıkları. Bu konseptin biraz eskidiği ise aşikâr.

Dizinin ana çatışma unsuru olan vampirimsi ölümcül türümüz, biyolojik derinliğiyle dikkat çekiyor; diziye ismini veren ‘strain’ de biyolojide mikroorganizmaları türlere tasniflemede kullanılan bir terim. The Strain’in bu hafif ama tesirli bilimsel yönü, diziyi herhangi bir fantastik korku hikâyesi olmaktan çıkarıp hikâyenin ilerleyebileceği alanlar konusunda merak uyandırıyor.

The Strain’in yayınlanacak on iki bölümü daha var; iyi başladığı bu yolculuğu aynı başarıyla tamamlayıp tamamlamayacağını hep beraber göreceğiz. İyi seyirler!