20.11.2018

Synecdoche New York: “New York Yanılsamaları”

Charlie Kauffman’dan Bir Başyapıt

Charlie Kaufman Hollywood’un şahsına münhasır senaristlerinden. Hollywood ana akımının dışında kalan senaryolarıyla endüstrinin tam ortasındayken bir o kadar uzağında kalmıştır. Being John Malkovich (John Malkocih Olmak) Eternal Sunshine Of The Spotless Mind (Sil Baştan), Adaptotion (Ters Yüz) gibi filmlerinde absürt anlatıyı ustalıkla işleyen Kaufmann, bellek ve zihin sorgulamalarını, ölümün karşısında insanın anlam arayışı gibi konulara kafa yorarak derinlikli senaryolar ortaya çıkarmıştır.

Charlie Kaufman kısa zamanda kültleşen filmleriyle sinema tarihine adını çoktan yazdırmış bir senaristtir, aynı zamanda yönetmenlik denemeleri oldukça başarılıdır. Genellikle Spike Jonze ile çalışan Kaufmann 2008 yapımı Synecdoche New York (New York Yanılsamaları) filminde yönetmen koltuğuna ilk kez oturmuş, senarist kimliğinin altında kalmadan olağanüstü bir film bırakmıştır bize. Filmin senaryosu da kendisine aittir tabiî ki.

Zamansızlığın İçine Sıkışmak

Caden Cotard (Philip Seymour Hoffman) orta yaşlı bir tiyatro yönetmenidir. Ressam olan karısı Adele (Catherine Keener) ve küçük kızları Olivia ile beraber yaşamaktadır. Filmin açılışında Hollwood filmlerinde sıklıkla gördüğümüz bir aile tablosu izleyeceğiz sanırız. Orta yaş problemleri, evlilik terapistleri, hayal kırıklıkları, aldatma, toparlanma, barışma vs. Aslında bunların hepsi olur ama Charlie Kaufman tarzında, her şey o kadar hızlı olur ki Cotard zamansızlığın içinde sıkışıp kalır. Her şey olup biterken aslında hiçbir şey olmadığı duygusuna kapılırız. Cotard kendimi iyi hissetmiyorum diyerek uyanır, daha filmin ilk sahnelerinden bellidir hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceği. Cotard ne yapsa iyi hissetmeyecek, türlü hastalıklarla boğuşacak, ölüm duygusunu büyük bir yalnızlık içinde kafasından atamayacaktır.

Adele çocuğu Olivia’yı alıp Tammy (Emily Watson) adlı kadınla Berlin’e gider. Başlangıçta bir aylık gidiştir bu, ama bir ay ömür boyu sürer. Adele ismi ortada dolansa da kadın bir hayalete dönüşür. Dünyaca ünlü sanatçı olur Adele, dergilerin kapaklarına çıkar, kızı büyür, adam kızının büyümesini dergilerden takip eder. Cotard film boyunca dönmesini bekler, başkalarıyla beraber olup evlense bile, karısının geri döneceğine, kızını dört yaşındaki haliyle bıraktığı gibi bulacağına inanır. Zaman Adele gidince durur Cotard için.

Cotard artık zamansız bir var oluş içindedir. Oradan oraya savruldukça aylar yıllar geçer. Klasik kurguyu yıkar Kaufman, bizi bir anda bir yıl sonrasına, ardından dört yıl, ardından da on yedi yıl sonrasına atar. Bir süre sonra ise izleyici de zamanı takip etmeyi bırakır. Yılların geçtiğini Cotard’ın ve çevredekilerin yaşlanmasından anlarız. Her şey bir hayale dönüşür perdede, zaman sadece bir ana indirgenir. Kaufman bunu öyle incelikle yapar ki geçmiş gelecek birbirine karışır, hayaller pişmanlıklara dönüşür. Bir hayat akıp gider gözlerimizin önünden, bizim hayatımızdan farkı yoktur bu hayatın, özünde kimsenin kimseden farkı yoktur.

Hayat İçinde Yanılsama Yanılsama İçinde Hayat

Adele gidince, sürekli yanan bir evde yaşayan Hazel’le (Samantha Morton) beraber olur Cotard. Ev bir yandan yana dursun Cotard ve Hazel’in ilişkileri de alevler içindedir. Gelgitler içinde kalırlar, içten içe yanarlar bir nevi, bir ayrılır bir barışırlar. Hazel’den sonra tiyatroda oyuncusu olan Clarie Keen (Michelle Williams) ile evlenir. Hatta bir kız çocukları da olur. Cotard adeta eski hayatının bir kopyasını yaratır, fakat yalnızlığından kurtulmayı başaramaz. Aile hayatının kopyası (yansıması) yetmeyecektir ona, mutlu olmayı, yalnızlıktan kurtulmayı başarmak için başka şeyler yapmak zorundadır. Yansımaları büyütmek ve hayatını bu yansımaların içine aktarmak düşüncesine kapılır. Ama ne yaptığını kendisi de bir türlü bilemez. Yüklü miktarda bir tiyatro ödülü kazanınca devasa bir hangar kiralar ve kafasındaki orada hayata geçirmeye başlar. Kendi hayatını, yaşamı, ölümü, belleğini aktaracaktır tiyatroya.

Yaşadığı evin kopyasına sokaklar, caddeler eklenir, onlar da eksik kalınca binaların sayısı artar, sonrasında ise koskaca bir New York yanılsaması yaratır tiyatro yönetmeni. Yüzlerce oyun karakteri gerçek hayatı taklit eder orada, sokakta dolaşanlar, çalışanlar, aktörü oynayan aktörler vs. Başrol Cotard’ı ise yirmi yıldır adamı izleyen Sammy adlı biri kapar. Sonunda kendi yanılsamasını bulur Cotard. Belleğini ona aktarır, hayatta ne yaptıysa Sammy de aynısını yapar. Şehrin kopyası Cotard’ın içindeki boşluğu doldurmayınca kopya içinde bir New York kopyası daha oluşturulur. Sonra bir tane daha, bir tane daha. Ama tiyatro hiçbir zaman seyirci alamaz, üstünden on yıllar daha geçer perde bir türlü açılamaz. Hayatı taklit ederken hayatın kendisi olur Cotard’ın oyunu. İçinde yaşayanlar, kaçıp gidenler ve ölenlerle birlikte sonsuza doğru uzanan bir yanılsamadır aslında bu. Paralel yaşamların, kendisinin olmadığı hayatların içinde kıvranan modern insandır Cotard. İçindeki anlamsız boşluğu hiçbir zaman dolduramayacak, hiçbir zaman yalnızlığından kurtulamayacaktır.

21. yüzyıl insanın da sıkıntısı budur işte, aynı anda birden fazla yerde olması imkansız, gelişen teknolojiyle bir nebze sıkıntısını gidermeye çalışan, metropol hayatında gittikçe yalnızlaşan, zamanı kaybeden, hiçbir şeye yetişemeyen, pişmanlıklar ve hayal kırıklarıyla dolu milyonlarca hayat içinde yaşıyoruz. Ve biz de onlardan biriyiz, hepimiz iç içe geçmiş yanılsamalar içinde hapsolmuşuz, anlamsız bir boşluk içinde süzülüyoruz ta ki ölüp bu dünyadan yitene dek.

Charlie Kaufman hem senaryosu hem de incelikli yönetimiyle bir 21. yüzyıl başyapıtı sunuyor önümüze. Kendimizi bir insan hayatının çıkmazlarında izleme şansı yaratıyor, belki yeni bir zaman, yeni bir bilinç anlayışı oluşturmamız gerektiğinden bahsediyor, belki de bunların hepsini bir kenara bırakıp hayatı olduğu gibi kabul etmemiz gerektiğini söylüyor. Cotard rolündeki Philip Seymour Hoffman’ın oyunculuğu eşsiz, Hoffman’ın diğer filmlerinde karaktere girme başarısına aşina olsak da bu filmde sanki ondan başkası oynayamazmış hissi yaratmayı başarıyor. İzledikten sonra artık Cotard ile Hoffman’ı ayrı düşünmek zorlaşıyor. Sinema sohbetlerinde çok fazla sözü geçmese de, film günümüz insanını derinlikli yapısıyla çözümleyen bir film olarak yıllar geçtikçe kuşkusuz değerlenecektir. Kauffman’ı tanımayanların ya da yönetmenin bu filmini izlemeyenlerin vakit kaybetmeden izlemeleri gereken bir film olduğu kanaatindeyim. Hatta bir kez izlemek bile yetmez, defalarca ve defalarca izlemeli. Yanılsama içinden kurtulana kadar.