23.05.2016

Vizyon Dışı: También la Lluvia

Bolivya’ya belgesel çekmek için giden bir film ekibinin yaşadıklarını anlatan ve Iciar Bollain’in yönetmenliğini yaptığı También la lluvia (Yağmuru Bile-2010), bu hafta vizyon dışının konuğu. Filmin senaryosu ise Ken Loach filmlerinin birçoğunu kaleme almış olan Paul Laverty’e ait.

Bolivya’da 1999 yılında çıkarılan yasalar ile ilk özelleştirmeler gerçekleşti. %300’lük artışla aylık su gideri, dört kişilik bir ailenin bir aylık yiyecek giderine eşit hale geldi. Özelleştirme yasası yerli halkın bulduğu her çözümü yasaklar bir konum içerisine girdi ve bu yasaklar içerisinde ‘yağmur suyunu’ bile biriktirmek suç sayıldı. Film, yerli halkın en temel yaşamsal ihtiyaçları olan “su” hakkına sahip çıkma mücadelesini anlatıyor.

Bolivya’ya giden film ekibinin çekmeye çalıştığı belgeselin konusu, Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını nasıl “işgal” ettiği ile ilgili. Bugüne kadar kitaplardan öğrendiğimizin tersine bir ‘keşiften’ ziyade ‘işgal’ ile yüzleştiriyor bizi film. Bu anlatımı kurarken de ‘film içerisinde film’ olgusuyla hikayeler üzerinde paralel bir yapı oluşturarak ilerliyor, También la Lluvia. Örneğin belgeselde, Kolomb’a karşı direnen köle lideri Hatuey’i canlandıran Daniel, gerçek hayatta su özelleştirmelerine karşı çıkan Bolivya halkının öncülerinden biri.También la Lluvia, iç içe geçen filmler arası ördüğü bu bağ ile bir direniş öyküsü anlatıcısı oluyor. Belgeselde yerli halkı günde iki dolar karşılığı çalıştıran yapımcı Costa’nın Kolomb’tan bir farkı olmadığı vurgusu yapılarak, “kölelik” sisteminin günümüzde de devam ettiği belirtiliyor. Film ilerledikçe Costa’nın duygusal çelişkileri ışığında kendi ile hesaplaşması üzerinden insanî boyutlar da yansıtılıyor. Böylelikle bireysel olarak Costa’nın kendi dönüşümü ve de Bolivya halkının verdiği sokak mücadelesiyle de toplumsal muhalefetin etkisi perdede hayat bularak, olay iki boyutuyla da ele alınıyor.

Filmin en başarılı yanı, sokak çatışmalarını son derece gerçekçi bir şekilde işlemiş olması. Bu bölümlerde uygulanan kamera kullanımı ve kurgu işçiliği gayet yerinde.  Daniel’in elinde megafonla yaptığı bir konuşmada sorduğu; ‘Bundan sonra neyi alacaklar? Nefesimizdeki buharı mı, alnımızdaki teri mi?’ gibi retorik bölümler yaratılan sinema diliyle, politik tavrı net olan birçok filmle kıyaslandığında kulağa rahatsız edici gelmiyor. Film, su gibi en temel yaşamsal ihtiyacın bile bu denli kısıtlanmaya çalışıldığı günümüz dünyasında, sorulan bu soruların ne kadar insani ve gerçekçi olduğunu hissettiriyor.

Bolivya’da yaşanan süreç 2006’da ilk yerli başkan Evo Morales’i iktidara getirdi ve Bolivya Anayasası’na şöyle bir madde eklendi: “Herkes evrensel nitelikteki su hizmetlerine eşit olarak sahip olmalıdır. Suya erişim bir insan hakkıdır, ayrıcalık ve özelleştirme söz konusu olamaz.”