20.06.2018

Tatil Denilince Akla Gelen Unutulmaz Filmler

Tatilde Aşk: Roman Holiday (1953)

Seçil TOPRAK

Yönetmenliğini William Wyler’ın yaptığı senaryosu ödüllü bu eski zaman romantizmi izleyenleri her daim içine çekebilecek bir büyüye sahip. O büyü nereden geliyor, nasıl bir karışımın ürünü? İlkin başrollerine yerleştirdiği iki oyuncudan başlayalım: Prenses Ann rolünde Audrey Hepburn ve gazeteci rolünde Gregory Peck. Bu iki oyuncunun ekran personaları ve uyuşan kimyaları sayesinde filme ısınıveriyoruz. Buna eklenen hikâyenin sıcaklığı da büyüye olumlu bir katkı daha yapıyor. Ancak en önemlisi unsurlar sanırım eski zamanların coşkusu, sevgisi, naifliği, sempatikliği…

Roman Holiday (Roma Tatili), Avrupa gezisine çıkmış bir prensesin, Roma’ya geldiği zaman artık içinden çıkamaz hale geldiği görev ve sorumluluklarının altında sinir krizi geçirmesiyle başlıyor. Belli ki bu Avrupa gezisi onun için bir tatil fırsatı değil ancak o Roma gezisini bir tatil havasına büründürecek atılımı yapıyor ve bulunduğu ortamdan kendini dışarıya atıveriyor. Bu kaçış sıkıntılı, kasvetli bir mekândan coşkulu, neşeli, özgür bir ortama kaçış gibi. Ancak kendi başına kalmak konusunda epey deneyimsiz olan prenses, uyuması  için verilen hapların da sayesinde gece vakti sokakta, bankın üzerinde uyumaya başlıyor. İşte o anda oradan geçen… Şimdi bir durup düşünün. Ardından olacakları hepimiz biliyoruz değil mi? Filmin türüne de uygun olarak prenses ile gazeteci arasında bir yakınlaşma doğacak, biz izleyiciler olarak “Ama o prenses, nasıl olacak şimdi?” diye düşüneceğiz. Romantizmden kırılan bünyelerimiz “Aşk kazanır” diyecek… Evet, filmin bizi hazırladığı aşka doğru daha ilk sahneden kocaman adımlarla koşacağız.

Bir Aşk Güzellemesi

Prenses Ann, sonunda kendine ait bir gün geçirdiğinde tüm Avrupa gezisinin tek hatırlanacak yanı olan aşk kalır geriye. Şimdiye kadar hiç yalnız olmamış, yalnız dolaşmamış, görevlerinin dışında bir yeri ziyaret etmemiş bir kadın o. Genç, güzel, zarif… Özgürlük onun için dışarıda yalnız dolaşabileceği birkaç saat… Karşılaştığı Joe Bradley, onu tanıdığında biraz meslek biraz da cep hesabıyla “Bir Prensesin Günlüğü” tadında haber yakalamayı umsa da ilerleyen dakikalarda kendini Ann’in zerafetine, sevimliliğine ve masumluğuna bırakıverecek. Zaten bir aşk güzellemesi filminden beklenen bu değil midir? Roma sokaklarında geçirilen bir günle bizler, hem şehrin tadını kahramanlarımız gibi çıkarıyoruz hem de eski, naïf filmlerin havasını soluyoruz.

Kısa da olsa bu Roma tatili Ann’in aşkı tanımasına imkân sağlıyor. Belki bundan da önemlisi bu tatilin ve yaşadığı tecrübenin Ann’i dönüştürme kabiliyeti… Genç kadının sıkıntılarını dile getirme ve ne istediğini bilme konusunda filmin başlarında daha kararsız ve rüzgâra kapılmış bir havası varken finalde kendi ayakları üzerinde durabilen bir görüntü çiziyor Ann. Bu, aşkından vazgeçiş olsa da tatilin ona yaşattığı duygular Ann’i dönüştürebiliyor.