28.05.2017

Tek Bir Sahnedir Bazen Akılda Kalan

Moda her zaman bir bütün üzerinden insanları etkilemez. Kimi zaman bir aksesuar veya bir ayakkabı ya da bir elbise ortaya çıktığı dönemin giyim anlayışını tek başına etkileyebilir. Sinema da her dönem başta kadınlar olmak üzere her kitleyi etkileyen bir güce sahiptir. Öyle ki filmin içinde yer alan tek bir parça anında fenomen haline dönüşüp kitlelerin “Dolabımda mutlaka olmalı!” hissine gark olmasına sebep olmuştur. Şimdi biraz da yıllar içerisinde tercihlerimize yön vermiş, ikon haline gelmiş bu filmleri masaya yatıralım.

Moda ve sinema denilince akla her zaman zarif kadınlar ve filmlerde arz-ı endam ettikleri halleri gelir. Grace Kelly, Rita Hayworth, Marilyn Monroe, Jean Seberg sadece Amerika veya Avrupa ile sınırlı kalmayıp değil tüm dünya kadınları üzerinde zarafetleri ile takip edilen sinema yıldızlarıdır. Kelly, “Monaco Prensesi” ünvanını almadan evvel de birlikte en yüksek uyumu yakaladığı efsanevi yönetmen Alfred Hitchcock filmlerinde zarif ve alımlı kıyafetleri ile her daim göz doldurmuştur. Yönetmenin gözünde erişmiş olduğu fetişin de katkısıyla her filmde kırılgan ama bir o kadar da güçlü performanslarının yanı sıra sanki geleceğe hazırlanıyormuşçasına ölçülü ve sade kıyafetlerle izleyicinin karşısına çıktı. Arka Pencere filmi bu konuda Kelly’nin tepe noktalarından biridir. Filmin en bilinen terk etme sahnesinde aktris giydiği iki renkli kıyafet ile siyah ve beyazın belki de en zarif kombiniyle perdede görülmüştü. V yaka, siyah renkli bluz ve valon eteği ile hala pek çok kadına parmak ısırtan Grace Kelly sadeliğin en şık halinin emsallerinden biri oldu. Onun etkisinde kalan binlerce kadın bu tarzı gündelik yaşamına yansıttı.

 

Kızıl saçlı kadın denilince akla ilk gelen isim olan Rita Hayworth, onu efsane haline getiren Gilda karakteri ile sinema ve moda tarihinde kendine yer edinmiş farklı bir isim. Yırtmaçlı siyah elbisesi ile sadece eldivenlerini çıkartarak yaptığı striptiz ile hafızalara kazınan aktris, filmin gösterime çıktığı 1946 yılında tam bir bomba etkisi yarattı. Put The Blame On Mame şarkısını söylerken sadece eldivenlerini sıyırarak tüm dünyaya en giyinik haliyle striptiz yapan efsane karakter Gilda karakteri aktrisin kendisinin de ötesine geçen bir üne kavuştu. Öyle ki Hayworth verdiği bir röportajda ”Tanıdığım bütün erkekler Gilda’ya aşık oluyor ama sabahları yine benimle uyanıyorlardı” dedi. O dönemin kadınları son derece iç gıcıklayıcı bu karakterden ziyadesiyle etkilendi ve gizliden gizliye hep onun gibi olmak istedi. 2009 yılında vizyona çıkan Federico Fellini’nin 8½ filminin devamı niteliğindeki Nine müzikalinde Marion Cotillard’ın canlandırdığı Luisa Contini karakterinin seslendirdiği ve Oscar’a da aday olan Take It All şarkısının içinde Gilda filmine çok şık ve asil bir gönderme de mevcuttur. Sözler şu şekildedir: You want my glove, are you enthralled? You want to see it slip away and watch it fall? (Eldivenimi mi istiyorsun yoksa seni büyüledi mi? Yoksa onun kolumdan kayıp gidişini ve ardından düşüşünü mü görmek istiyorsun?)

Gilda’nın siyahının ardından sahne Marilyn Monroe beyazına aitti. 1962 yılındaki trajik ölümüne kadar hemen herkesin adını hafızasına kazımasına sebep olan Yaz Bekârı (Seven Year Itch) filmindeki beyaz elbisesi uçuşan sahneyi hatırlamayan var mı? Çok büyük kitleleri ardından sürükleyen bir moda etkisi yaratmadı lakin Monroe’nun o filmdeki görüntüsü yıllar geçse de unutulmadı. Sadece kıyafet değil genel konsept olarak yüksek bir etki gücüne sahip bir imaj vardı ortada. Alışılmışın dışındaki sınırlarda yer alarak sapsarı saçlar, kırmızı dudaklar ve kendinden emin bir gülüşüyle Hollywood Barbie’si kıvamına gelen Norma Jean ya da bilinen adıyla Marilyn Monroe hala da pek çok yeni nesil yıldızın aynı sahneyi tekrarlayarak objektiflere gülümsediği sahnenin başrol oyuncusu oldu. Gilda’nın siyah elbisesinin ardından seksi beyaz elbise dönemi de bu şekilde başlamış oldu.

1999 yılına gelindiğinde ise hem sinema dünyasını hem de moda dünyasını derinden sarsan Matrix devrimi yaşandı desek abartmış olmayız. Gösterime çıktığı yıl elde ettiği yüksek gişe hsılatının yanında filmde kullanılan tekniklerle de sinemayı derinden etkileyen film, kostüm tasarımları ve kullanılan aksesuarları ile de moda dünyasını etkiledi. Filmin baş kadın oyuncusu Carrie-Ann Moss’un giymiş olduğu deri kıyafetler 90’lı yılların sonunda modayı önemli ölçüde etkiledi. Pek çok kadın Trinity karakterinin seksi görüntüsüne sahip olabilmek için özel kıyafetler tasarlatmak için işin ustalarının kapısını aşındırmaya başladı. Sadece Trinity değil filmin iki erkek başkarakteri Neo ve Morpheus tarafından giyilen uzun deri pardösüler de yine izleyicilerin en çok rağbet ettiği tasarımlar oldu. Asıl büyük etki ise aksesuarda yaşandı. Filme özel tasarlanan gözlükler bir anda gözlük tasarımcılarının radarına girdi ve devamındaki 3 yıl boyunca filme ait tasarımlara benzer çizgilerdeki ürünler yazın pek çok kişi tarafından kullanılır oldu.

Bugün bile katıldığı ödül törenlerinde hala Annie Hall filminde kullandığı maskülen tasarımlara benzeyen kıyafetlerle boy gösteren Diane Keaton, kadın modasının mihenk taşı sayılacak tasarımları büyük bir zarafetle taşımaya devam ediyor. Woody Allen’ın bol Oscar’lı ve en bilinen filmlerinden olan Annie Hall New Yorklu komedyen yazar Alvy Singer (Woody Allen)’ın hikâyesini anlatıyor. Singer aşkın peşinden gitmek istese de, yaşadığı ortamda aradığını bulabileceği konusunda en ufak bir umuda sahip değildir ta ki karşısına kendisi kadar nörotik olan şarkıcı Annie Hall (Diane Keaton) çıkana kadar. Dramdan komediye farklı türleri başarıyla harmanlayan filmde Keaton erkeksi tasarımlar ile beyazperdede izleyici ile buluştu. Herkesin aşina olduğu üzere son derece ince hatlara ve kırılgan Hollywood güzelliğine sahip olsa da son derece cesur seçimleri ile her dönem farklı olmayı başardı. Annie Hall ile başlayan süreç 2004 yılında Oscar’a aday olduğu kırmızı halı seremonisine kadar devam etti. Tıpkı filmdeki gibi yine Valentino tasarımı bir smokin ile ödül törenine gelen oyuncu, kadın modasında maskülenliğin en güzel örneklerinden biri oldu.