07.05.2016

TERS AÇI: Tescilli ve Tescilsiz Sinema Yazarları Üzerine

Sosyal medyanın günümüzde sanat dallarının evrensele ulaşmasındaki gücü yadsınamaz. Hiç internet sitesi takip etmeseniz bile twitter başta olmak üzere birkaç mecradaki muhabbetleri ve tartışmaları takip ediyorsanız sanat çevresinde oluşan her türlü güncel habere ulaşmanız mümkün. “Sinema” bu sanat dalları içerisinde sosyal medyada en yoğun şekilde konuşulması,  takipçileri ve yazarları azımsanmayacak sayıda olması ile öne çıkıyor.

Eskiden bilindik birkaç tane sinema sitesi varken günümüzde bu sayı artık daha çok. Beyazperde, Öteki Sinema, Paralel Sinema, Fil’m Hafızası, Filmloverss, Ters Ninja, Cineritüel, Bakınız ve Ekşi Sinema gibi sinema platformları, Arka Pencere, Cinedergi ve Hayalperdesi gibi online sinema dergileri mevcut. Bu platformlarda yazanların çoğunluğu SİYAD üyesi olmamasına rağmen şehir içi ve şehir dışı, hatta yurt içi ve yurt dışı festivalleri yerinde takip eden, basın gösterimlerini kaçırmayan,  aktif olarak sinema yazıları yayımlayan kişiler.

SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) 21 yıldır ulusal ve uluslararası alanda faaliyet gösteren, Atilla Dorsay’dan Sungu Çapan’a birçok sinema yazarının üyesi olduğu, Türkiye’nin tek sinema yazarları birliği. An itibariyle 98 üyesi olmasına rağmen SİYAD’a alınmak elbet kolay iş değil. Bir kurum olarak çeşitli prosedürleri ve kuralları var. SİYAD üyesi sinema yazarları aynı zamanda internet siteleri haricinde Sabah, Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Radikal, Star, Sol, Zaman, Agos, Evrensel gibi mevcut gazetelerde de yazan isimleri oluşturuyor. Dergicilik kısmına baktığımızda ise Sinema dergisinin kapanmasından sonra tek kalan Altyazı’da yine SİYAD üyelerinin çoğunluğu oluşturduğunu görebiliriz. 

Geçtiğimiz günlerde 51. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Reyan Tuvi’nin belgeseli “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” filmine uyguladığı “sansür” tartışmaları konuşulurken SİYAD ve FIPRESCI başkanı Alin Taşçıyan “Arı kovanına çomak sokuyorum” başlıklı yazısında “kendine film eleştirmeni payesi biçmiş ama bir türlü tescillenememiş takım” diye bir tabir kullandı. 98 SİYAD üyesinden 75’i festivalin uyguladığı sansürü protesto ettiklerini bildiren bir yazı yayımladılar. Bunun üzerine SİYAD’ın eski başkanı ve mevcut üyesi Tunca Arslan şöyle bir tweet attı. “Kriz çözüldü ama 75 sinema yazarı ve Can Candan gibi birkaç isim dışında sinema sektörü çok kötü sınav verdi. Bundan sonra hiç ağlamasınlar.” “Sansür” tartışmaları  boyunca internet üzerinden SİYAD üyesi olmayan birçok sinema yazarı sansürü protesto etmesine rağmen Tunca Arslan durumu “75 sinema yazarı” olarak özetledi, üstelik “SİYAD üyesi” ibaresini kullanmadan. Bu durum ise Alin Taşçıyan’ın söylediği “tescilli” ve “tescilsiz” sinema yazarları konusunun aslında tek bir kişinin düşüncesi olmadığını gösterdi. Öncelikle bu konuya bir açıklama getirmek gerekiyor ki, SİYAD’a girmek isteyip başvurduğu halde kabul edilmeyen sinema yazarları olduğu gibi yıllardır sinema yazarlığını başarılı bir şekilde sürdürdüğü halde bir kuruma bağlı olmak istemediği için SİYAD’a başvurmayan da çok isim var. Dolayısıyla “SİYAD’lı olmamak” bir sinema yazarının “tescilsiz” ya da “niteliksiz” olduğunu göstermez.

Özellikle İstanbul, Adana, Antalya, Malatya ve Ankara gibi Türkiye’de başı çeken festivallere baktığımızda SİYAD üyelerinin çoğunun yazdıkları gazeteler, platformlar ya da kişisel ilişkiler sebebiyle festivallere akreditasyonlu olarak davet edildiğini görebiliriz. Bu da gayet doğal, zira SİYAD bu saydığımız festivallerin hepsinde kendi ödülü ve jürisi (SİYAD ödülü) bulunan güçlü bir kurum. Peki, bu durumda azımsanmayacak sayıda olan SİYAD haricindeki sinema yazarlarının durumuna bir bakalım. Yukarıda bir sürü sinema platformu saymıştım. Bu platformların popülerliklerine, facebook ve twitterda takip edildiği kişi sayılarının fazlalıklarına göre festival bu sitelerle sponsorluk anlaşması yapıyor. Bu durumda festival siteden bir kişiyi akreditasyonlu olarak ağırlıyor. Yani kişinin kim olduğunun bir önemi yok. Site hangi yazarını gönderirse göndersin, festival o yazarın daha önce neler yazmış olduğuna, herhangi bir festivale katılmış olsa dahi o festival kapsamında neler yayınlamış olduğuna pek bakmıyor. Festivallerin sitesinde “akreditasyon formu” diye bir köşe görebilirsiniz, zira o form hiçbir işe yaramıyor, kanmayın. Gönderilen formların gerçekten okunduğu ve ona göre bir değerlendirme yapıldığı son derece şüpheli.

Tescilli ve tescilsiz sinema yazarları meselesi işte bu noktada konuşulması gereken esas mesele. Eğer bir kurum tarafından tescillenmemiş bir sinema yazarı iseniz ya da takipçi sayısı yüksek ve popüler bir sinema platformunda çalışmıyorsanız, ne kadar çok yazdığınızın ya da ne kadar çok çalıştığınızın  festivalleri pek alakadar ettiğini söylemek mümkün değil. Herhangi bir festival başladığı zaman eğer aktif bir sosyal medya kullanıcısı iseniz bakın bakalım festival süresince en çok kritik yayınlayan, dosya yapan, röportaj gerçekleştiren ve gerçekten harıl harıl film izleyen kişiler kim? Kişiler diyorum bakın, sinema siteleri değil! Elbette bu kişiler bir sinema platformunda yazıyorlar fakat burada önemli olan platform değil, kişinin kendisidir.

SİYAD üyesi olan sinema yazarları ya da genel olarak basın mensupları arasında gerçekten festival boyunca film izleyen, röportaj yapan, haber yayınlayan birçok yazar bulunduğu gibi, festival boyunca otelden hiç çıkmayan, sürekli yemeklere, gezilere, kokteyllere katılan, toplamda birkaç film anca izleyen ya da hiç izlemeyen yazarlara da rastlamak mümkün. Aynı şey tescilsiz sinema yazarlarının bazıları için de geçerli. Fakat tescilsiz sinema yazarları arasında festivalden akredite alamadığı için her yıl kendi imkanlarıyla Antalya’ya ve Adana’ya gelen, buna rağmen sinema aşkıyla festivaldeki her filmi izleyip, düzenli olarak durmadan yazı yazan insanlar da bilirim. Hiçbir çıkarı yoktur, festival hiçbir şeyini karşılamıyordur fakat sırf kendi istediği için ve sinemayı sevdiği için görevini esas yapması gerekenlerden fazlasıyla yapıyordur. Birkaç hazır basın bülteni yayınlayıp festival bitince de tek bir değerlendirme yazısı yazarak (hatta bazen onu da yazmayarak) sponsorluk görevlerini yerine getiren! bazı tescilliler / popülerler ile hiçbir çıkarı olmadığı halde festival hakkında yayınladığı yazılar ve haberler ile dolaylı yoldan festivale çok katkı sağlayan tescilsizler belli. Peki, tescilli ve tescilsiz kavramlarının bu denli hakkaniyetsiz oluşunu nasıl açıklayacağız? Festivallerin sosyal medyada paylaşılan yazıları takip eden, okuyan ve sonraki senelerde bu yazıları referans olarak kabul eden bir uygulaması var mıdır? Bence yoktur. Olmadığı sürece de bu tescilli ve tescilsiz kavramları arasındaki uçurum sürecek, herhangi bir kuruma bağlı olmayan bağımsız sinema yazarları ise “yok sayılmaya”  devam edilecektir.