30.05.2017

KARA DİZİ (Film Noir Üzerine Yazılar): The Big Heat

Süslemeli bir masanın üzerinde duran bir tabancayla açılıyor “The Big Heat”. Derken bir el tabancaya uzanıyor; saniyeler içerisinde tabanca patlıyor, bir adamın kafası masaya düşüyor. Sinema tarihinin en hızlı intihar sahnelerinden biri söz konusu. Ve yalnızca bu girizgâhla bile, seyircinin bir kara film klasiğiyle karşı karşıya olduğunu kestirmesi mümkün. “Yönetmen: Fritz Lang” yazısını gördükten sonra bir sinemasever olarak heyecanlanmamak zaten zor. Yedinci sanata “Metropolis” ve “M” gibi zamansız klasikler hediye etmiş bu büyük usta, kara filme kendi mührünü vurduğu “The Big Heat”le de önemli bir iş başarıyor.

Kara Dizi’nin önceki haftalarında kendine yer bulan “Gilda”da erkek başrol Johnny Farrell olarak izlediğimiz Glenn Ford, bu kez gözüpek bir polis memuru olarak karşımıza çıkıyor. Dave Bannion’ı “The Big Sleep”in Philip Marlowe’undan veya “The Maltese Falcon”ın Sam Spade’inden ayıran önemli bir unsur, ahlaki konumunun şaşmazlığı. Tek amacı, adaletin gerçek anlamda yerini bulmasını sağlamak. Maddi veya manevi bir çıkarı yok. Zaten kendisi bir özel dedektif de değil; polis departmanı için çalışıyor ve şehri çepeçevre sarmış bir suç çetesini çökertmeyi amaçlıyor. Film, yazının başında da belirttiğim gibi, bir intiharla başlıyor; birtakım gerçekleri hasır altı etmesi için organize bir suç örgütünün lideri Mike Lagana’dan (Alexander Scourby) aldığı rüşvetlerin vicdani yüküne dayanamayan Tom Duncan’ın intiharıyla. Üstelik Duncan’ın metresi Lucy Chapman da (Dorothy Green) Tom’dan öğrendiklerini ifşa etmemesi için Lagana’nın adamları tarafından öldürülüyor. Fakat başkarakterimiz Dave, hayli inatçı bir adam. Polisler dahil herkesi parmağında oynatan Lagana’ya kafa tutmanın ne kadar tehlikeli olduğunu bilse ve üstleri tarafından bu hususta uyarılsa dahi, pimi çekilmiş bir el bombası gibi hedefini paramparça etmeye kararlı. Tabii bu bazı talihsiz sonuçlar doğuruyor. Dave için arabaya yerleştirilen bir bombayla hayatını kaybeden zavallı Kathie Bannion gibi…

Öte yandan, “The Big Heat”in en ilginç karakterinin Dave olmadığını iddia etmek mümkün. Tam bu noktada devreye Gloria Grahame’ın canlandırdığı Debby Marsh giriyor. Filmin, dumanlar içerisindeki bir kadın yüzünün yer aldığı meşhur afişine aşinasınızdır. Bu afişte yalnızca Debby’nin bulunması bile kendisinin “The Big Heat” içerisinde ne kadar önemli bir konuma sahip olduğunu gösteriyor. Debby, Lagana’nın adamlarından biri olan Vince Stone’un sevgilisi. Lee Marvin’in canlandırdığı Vince, sağı solu belli olmayan, sinirlenince çevresindeki insanlara, genellikle de kadınlara zarar verebilen bir ‘karizmatik serseri’. Filmi izlememiş olanlar için sürpriz gelişmelere değinmeden anlatmam gerekirse, Debby’nin kaderi Vince’in sevgilisi olmakla sınırlı kalmıyor. Dave’le karşılaşmasının ardından Debby Marsh, olayların kaderini belirleyen ve filmin finalini hazırlayan isim haline geliyor. Halihazırda iyi yazılmış bir karaktere nevi şahsına münhasır performansıyla ruh üfleyen Grahame’ı ise takdir etmemek mümkün değil.

“The Big Heat” hakkında 2004 yılında yazdığı eleştiri yazısında Roger Ebert, filmin ahlaki bir belirsizlik içerdiğini öne sürüyor. Bahsini ettiği ‘müphem’ unsur, Dave Bannion’ın suç çetesini çökertmeye çalışırken feda ettiği kadınların ta kendisi. Bu noktada Ebert’e katılmamak zor; “The Big Heat” belki ilk bakışta tek yönlü bir suç filmi görünebilir, ama Fritz Lang’in işi bu noktada bırakacak bir yönetmen olmadığını zaten biliyoruz. Sydney Boehm’in kaleme aldığı senaryodan yola çıkarak Lang doğru olanı yapmanın kimi zaman nelere yol açabileceğini, kimlerin bu uğurda harcanabileceğini sorguluyor. Tom Duncan’ın sevgilisi Lucy’yle başlayan, Dave’in eşi Kathie’yle devam eden ölümlerin bir sorumlusu da çetenin peşinden gitme konusundaki ısrarıyla Dave’in ta kendisi. Adaleti getirmenin gerekliliği muhakkak, fakat bu uğurda hayatını kaybedenlere ne demeli?

Kara filmler özleri gereği belirsiz ve bulanıktırlar; loş ışık, yağmur, sis, duman ve benzeri görsel öğelerle sık karşılaşmamızın sebebi biraz da bu belirsizliği simgelemeleridir. “The Big Heat” bir suç öyküsünün yanı sıra, iyilik ve kötülüğün, doğruyla yanlışın birbirine karıştığı bir ahlaki bulnıklığı da çok göze sokmadan ortaya koyan kaydadeğer bir film noir.

SIRADA: Sunset Blvd.