09.03.2018

The Breadwinner: Yaşam Kadınlara Hep mi Zor?

Afganistan’dan bir kadın öyküsü

Bu yılın Oscar adaylarının arasında duyduk The Breadwinner adını. Parvana adlı Afganistan’da yaşayan bir kız çocuğunu odağına alan filmin afişinde de küçük yaşına rağmen başörtüsü ile gördüğümüz Parvana vardı. Taliban kontrolündeki Afganistan’da yaşayan bu kız çocuğu babası haksız yere tutuklandıktan sonra, annesi Fattema, kız kardeşi Soraya ve küçük erkek kardeşi Zeki ile baş başa kalıyordu. Kısaca buydu The Breadwinner veya bizde gösterime giren adıyla “Pervane”.

İrlandalı Nora Twomey’in kendine ait ilk uzun metrajı The Breadwinner. Aslında Twomey’in aşina olduğumuz filmlerde imzası var. Yardımcı yönetmenlik yaptığı The Secret of Kells veya sanat departmanında yer aldığı Song of the Sea gibi. Filmin yürütücü yapımcıları arasında da bir tanıdık isim var: Angelina Jolie. Dolayısıyla filmin aslında ilgi çekmesi, Oscar ödüllerine kadar uzanması, anlattığı hikâyenin yanında arkasındaki isimlerle de alakalı tabii ki.

Filmin akrabalık bağları

The Breadwinner, ilk bakışta hikâyesini dinlediğimiz zaman bize Osama filmini hatırlatıyor. İzleyenler hatırlayacaktır, izlemeyenler içinse yönetmenliğini Siddiq Barmak’ın yaptığı 2003 yapımı filmi kısaca özetleyelim. Osama Afganistan’da Taliban rejimi altında yaşayan ve ailesine destek olmak için erkek kılığına giren Osama isimli bir kız çocuğunun hayatını konu almakta. Görüldüğü gibi tam da Parvana’nın “Ateş” olması ve erkek kılığında dolaşması; ailesine, evine ekmek götürmeye çalışması gibi ayrıntılar Osama filminde de mevcut. Bu aslında çok doğal çünkü aynı coğrafyayı anlatan iki filmin de toplumda kadının yerini sorguladıkları anda kadınların buldukları günlük çözümleri perdeye yansıtmak amaç. Bulunan yöntem de bu! Yaşı itibarıyla erkek çocuğu kılığına girse pek de fark edilmeyecek kız çocuklarının dünyayı – en azından yanı başlarındaki şehri, kasabayı- görebilmeleri lüksü (!) ancak erkek olabilmeleriyle mümkün. Yaşı biraz daha büyük olanların ise böyle bir avantajları (!) zaten yok, onların yapabileceği tek şey evden çıkmamak. Evden çıkabilmek için de evlenmek. Evlenmenin de tabii kadınlara sağladığı herhangi bir özgürlük tamamen erkek kontrolünde olmaları ve erkeklerin rızalarıyla mümkün. İşte böyle bir coğrafyanın anlatımı The Breadwinner.

Çift katmanlı hikâye

Filmin reel zamanında anlatılan ve yukarıda değindiğim hikâyesinin yanında bir de sürreel zaman dilimi yaratılarak kurgulanan farklı bir hikâyesi daha var. Parvana’nın ilk önce babasından dinlediği, sonra da evdeki küçük erkek kardeşine anlattığı ve gelişmeleri öğrendikçe yürek burkan bir hikâye bu. Tamamen bir alegori ile aslında Afganistan’daki hatta tüm Orta Doğu’daki erk’e, zorbalığa direnmenin dışavurumu. Parvana öyküyü anlattıkça çizgiler yoluyla ve reel hikâyeden daha umut taşıyan görüntüler ve masalsı anlatımla karşımıza çıkan bu paralel hikâye aslında tam da göbeğinden Parvana ve ailesine, oradan da tüm Afganistan’a bağlı.

Şimdi gelelim başlıkta sorduğumuz soruya: Yaşam kadınlara hep mi zor? Evet, çok da uzak hissetmediğimiz coğrafyanın bir parçası olarak kendimiz için de tedirginlikle dile getirdiğimiz gibi, evet zor. Ama hiç mi umut yok? Kim olduğumuzu, ne yaptığımızı ve yapacağımızı karşımıza çıkan “canavarlar”a haykırdıkça, dik durdukça ve unutmadıkça “umut” var. Bu cümlelerin manasını da filmi izleyince daha yakından göreceğinize eminim.