16.06.2017

Alacakaranlık: The Girl With All The Gifts

Hollywoodvari zombi filmlerinin ezberini bozan bir yapım

Korku sinemasının son dönemdeki baş aktörlerinden olan zombiler artan popülaritesinin de etkisiyle televizyon dizilerinde, sinemanın başka türüne (korku/komedi, dram) ait örneklerde de karşımıza çıkmaya başladı. Uzunca süre kaptığı virüs ya da aldığı ısırık sebebiyle insancıl fonksiyonlarını kaybetmiş ve kendi türünü yiyen karakterler olarak gördüğümüz zombiler, ağır hareketleri ve yiyecek bir canlı bulmak dışında başka amaca sahip olmamaları ile vahşi ve aptal bir canlıdan öteye gidemedi. Bu ezberi kıran, yeni arayışlar içine giren örnekler ise her geçen gün artmakta. The Girl With All The Gifts, tümüne bakıldığında nefesi yetmese de özgün bir fikri olan, Hollywoodvari zombi filmlerinin ezberini bozan bir yapım.

Mike Carey’in aynı adlı The Girl with All the Gifts romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini Peaky Blinders, Injustice, Sherlock gibi pek çok televizyon dizisinde yönetmenlik yapmış Colm McCarthy bulunuyor. Filmin oyuncu kadrosu ise Gemma Arterton, Glenn Close, Dominique Tipper,  Paddy Considine, Sennia Nanua gibi isimler var. yakın gelecekte bir zamanda İngiltere’de geçiyor.

* Yazının Buradan Sonrası Spoiler İçerir

Zaman ve mekan olarak yakın gelecekte İngiltere’yi kullanan film bir mantardan bulaşan virüsle insanların zombiye evrildiği bir evrende geçiyor. Bu daha önce defalarca karşımıza çıkan bir senaryo. Ancak The Girl with All The Gifts, zombi – insan çatışması yerine oluşabilecek bir ara form, melez türü merkezine alıyor.

Virüsü anne karnında kapan, dünyaya annelerinin iç organlarını tüketerek gelen melezler. ‘2nd Generation’  olarak adlandırılan çocuk yaştaki bu canlılar virüsü ilk kapan insanlardan oldukça farklı. Ete duydukları açlık benzer olsa da kendilerini açlığa karşı frenleyebiliyor, düşünüp fikir geliştiriyor, duygularıyla hareket edebiliyorlar. Bu özellikleri nedeniyle virüse maruz kalmamış insanların kurduğu askeri üste eğitim alıp panzehir olma ihtimallerinden ötürü Dr. Caldwell tarafından denek olarak kullanılan bu melezler tehdit olduğu kadar belki de insanlığın son umudu. Bu öğrencilerden biri olan Melanie ise geliştirdiği fikirler, kıvrak zekâsı ve duygusallığı ile diğerlerinden ayrılıyor. Bu özelliğini ilk fark eden ise Bayan Justineau. Üssün zombiler tarafından saldırıya uğramasıyla bu üçlü yanlarına bu melezlere her zaman önyargıyla yaklaşan Çavuş Parks ile birlikte üsten ayrılıp hayatta kalmaya çalışıyor.

Türe yeni bir soluk getiren başarılı bir film

Film benzerlerinde rastladığımız pek çok klişeyi barındırmasının yanında oldukça özgün kısımlara da sahip. Melanie’nin çocuk zombilerden oluşan bir sürünün alfasına kafa tutarak liderliği ele geçirmesi, zombi vücutlarından filizlenmiş dev sarmalın patlamasının ardından dünyadaki insanlığın sonunu getirip zombilerden oluşan bir dünya meydana getirmesi bunlardan bazıları. Tabii zombilerin aralarından geçerken gruptan birinin yaptığı sakarlık, kokuyla ve sesle uyarılan zombilerin bir sprey ile kolayca aldatılabilmesi, koca bir askeri üssün sebebi gösterilmeden bir anda ele geçirilmesi, neredeyse her istila filminin sorunu olan İngiltere özelinde anlatılan öykünün tüm dünyayı tehdit eden bir istila olması ise olumsuz tarafa yazılabilecek noktalar.  Ancak final önermesiyle terazinin olumlu tarafı daha ağır basıyor. Hayatta kalan son insan Justineau’nun kapandığı fanusu içinden liderleri Melanie aracılığı ile çocuk zombilere öğretmenlik yapması hep karşımıza çıkan iyi olanın ayakta kaldığı sonun yerine dönüşümün her durumda var olduğunu ve önemini savunuyor.

Mantardan bulaşan virüs ve merkezindeki çocuk karakterle son dönemin en popüler video oyunu The Last of Us‘ı anımasatan The Girl with All The Gifts, üsse yapılan istila sonrası yer yer sallansa da finaliyle tekrar ayağa kalkmayı başaran ve türe yeni bir soluk getiren başarılı bir film.