13.09.2020

The Hunt: Sosyal Medyasız Sosyal Medya Eleştirisi

Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in 2012 yılında gösterime giren filmi The Hunt için bir sosyal medya eleştirisi diyebiliriz. Vinterberg bunu filmde hiç sosyal medya kullanmadan, adını dahi geçirmeden yapmayı başarmış.

Film hassas bir konuyu işliyor. Lucas, boşandıktan sonra hayatını yoluna sokmaya çalışan, Danimarka’nın küçük bir kasabasında yaşayan ve anaokulu öğretmenliği yapan bir adamdır. Çevresi tarafından saygı duyulan ve sevilen bir insandır. Bir gün anaokulundaki öğrencilerinden birisi aynı zamanda da en yakın arkadaşının küçük kızı olan Klara, Lucas’a bir iftira atıyor ve kasabadaki hayat bir anda hızlı bir değişime uğruyor. Tabi ki hayatı en çok değişen ve bu durumdan en çok zarar görüp etkilenen kişi Lucas oluyor.

Linç Algısı

Klara’nın iftirası ilk başta az insan tarafından bilinir ancak hızlı bir şekilde yayılır. Yayıldıkça olaylar tatsızlaşmaya başlar. Kasaba halkı birbirini galeyana getirmek konusunda çok başarılıdır. Kendilerine ortak bir kurban bulmuşlardır ve konu da hassas olunca üzerine gitmekten çekinmezler. Artık Lucas’a sırt çevirmek, ona anlayış göstermemek kasabada kabul görmenin bir yolu olmuştur. Kimse bu iftiranın doğruluğunu tartışmaz, sorgulamadan inanmışlardır zaten. Lucas’a karşı olan tavırları, kasaba insanlarının aralarında bir bağ kurmalarını sağlar.

Lucas bir anda öyle dışlanmıştır ki süpermarketten alışveriş yapmasına bile izin vermezler. Evini taşlayacak kadar nefret ediyorlardır ondan. Doğruluğundan emin olunmadan, birini bu şekilde cezalandırmanın onun hayatına verdiği zararı hiç düşünmezler. Sokağa çıkamaz hale getirdikten sonra evinde bile barınmasını istememeleri, hiçbir suçu olmayan köpeğini bile sırf o acı çeksin diye öldürmeleri aslında sosyal medyanın birebir yansıması olabilir. Ortada bir suçlu varsa, sizin özel hayatınızda ne yaptığınız, ne kadar doğru bir insan olduğunuz onu cezalandırırken hiç önemli değildir. Önemli olan suçluya bir taş atmak ve herkesin bunu alkışlamasıdır. Yani eğer siz bir katil bile olsanız, bu toplum tarafından bilinmiyorsa bir hırsızı çok rahat linç edebilirsiniz. Filmde olan da bu diyebiliriz. Lucas suçlu olduğu için onun evini taşlamak veya köpeğini öldürmek suç değildir. Bunlar sadece onun çektiği cezadır. O bütün bunları hak etmiştir çünkü.

Lucas

Lucas’ın suçlu olduğuna inanmayan oğlu ve yanında kalan tek arkadaşı sonuna kadar ona destek olurlar. Bu süreçten Lucas kadar oğlu da etkilenir ve yaralanır. Lucas her şeyin bir noktada açığa çıkacağına inandığı için hep hem oğlunu hem kendini sakinleştirmeye çalışır ama ikisi de ciddi zararlar almıştır. Lucas tam hayatını düzene sokmuşken her şey tekrar alt üst olur. Oğlu da her gün babasına inanmayan insanlarla muhattap olmak zorunda kalır. Babasının bu şekilde karşılandığı ve suçlandığı bir yerde yaşamaya çalışmak bir çocuk için ne kadar kolay olabilir ki zaten ? 

Unutmak

Tıpkı sosyal medyada her olayın bir süre sonra unutulması gibi filmin sonunda bu kasabada da bütün olanlar unutuluyor ve Lucas’ın suçsuz olduğu anlaşılınca onu da aralarına geri alıyorlar. Sonuçta Lucas’ın aldığı zararların da bir önemi kalmıyor. Muhtemelen bir sonraki suçlu vakasına kadar her şeye kaldığı yerden devam ediliyor.