04.06.2016

The Little Death: Yatak Odalarında Küçük Ölümler

little death

Avustralyalı yönetmen Josh Lawson’un yazıp yönettiği ve oynadığı film, ismini Fransızcada “orgazm” anlamında kullanılan “La Petite Mort” ifadesinden alıyor. Küçük Ölüm (The Little Death) aynı banliyöde yaşayan “umutsuz orta sınıf hayatları”ndan beş farklı hikâyeyi bir araya getiriyor. Aseksüel birliktelikler yaşamaya başlayan ya da hayatları sıradanlaşan çiftlerin seks hayatlarını renklendirmek için giriştikleri çabaları işleyen film, Anna Karenina’nın giriş cümlesini* hatırlatırcasına her çiftin kendine has mutsuzluğuna odaklanıyor, çiftlerin farklı fetişleri ve eğilimleriyle birlikte seks hayatlarından kesitler sunuyor.

Seks hayatlarını canlandırmaya çalışan Evie (Kate Mulvany) ve Dane (Damon Herriman) terapistlerinin önerisiyle farklı rollere girerek fantezi dünyasına adım atarlar. Fakat bu durum Dane’in içinde kalan oyuncu olma arzusunu kamçılar ve rol yapma meselesini fazlasıyla ciddiye alarak işi, bir doktor-hasta fantezisinde karısına Hepatit B teşhisi koymaya kadar vardırabilir. Karısının sonunda isyan etmesiyle ilişkilerinde yeni bir kriz patlak verir. Çocuk sahibi olmaya çalışan Rowena (Kate Box) ve Richard (Patrick Brammall) çifti için ise durum biraz farklıdır. Evliliği boyunca hiç tatmin edici bir sevişme yaşamamış (ve kocası bu durumdan bihaber) olan Rowena, yıllar sonra kocasını ağlarken görünce tahrik olduğunu ve ancak o zaman orgazma ulaşabildiğini fark eder. Bu yeni keşfi, kocasına acıklı filmler izlettirmek, yeni ölen babasını hatırlatmak için onu kışkırtır durur ve en sonunda da kocasıyla bir yüzleşme yaşar. Maeve (Bojana Novakovic), erkek arkadaşı Paul’e (John Lawson) tecavüz fantezisinden, bunu onunla gerçekleştirmeyi ne kadar istediğinden bahseder. Paul ilk başta bu isteğini yadırgasa da sevgilisini kırmak istemez, böyle bir fantezinin doğası gereği aslında gerçekleştirilebilir olup olmadığına, bunu nasıl yapabileceğine kafa yorar ve yaratıcı, aynı zamanda tehlikeli bir çözümle çıkagelir.

little death

Phil (Alan Dukes) ve Maureen (Lisa McCune) ise iletişim kuramayan, eski yakınlıklarını kaybetmiş bir çifttir. Phil, sürekli onu azarlayan karısını sadece uyurken çekici bulur. Bu yüzden onu uyku haplarıyla uyuttuktan sonra yatak odalarına götürür, ona yeni aldığı kıyafetleri giydirir, onunla uyanıkken yapmak istemediği şeyleri yapar. Yönetmen aslında hikâyelerde sorunlu olabilecek bakış açılarını eğlenceli üslubuyla hafifletmeyi başarmış olsa da Phil’le empati kurmamız beklenen bu hikâyede rahatsız edici bir alt metnin varlığı baştan sona hissedilir.

Sam’le (T.J. Power) sağır dilsizlerin telefon konuşmalarına işaret diliyle aracılık hizmeti veren bir ofiste çalışan Monica (Erin James) filmin son çiftidir. Skype üzerinden Monica’ya bağlanan sağır dilsiz Sam, ondan telefon seksi yapmak üzere bir yeri aramasını ister. Monica başta bu tuhaf seks konuşmalarını aktarırken zorlansa da kimi zaman aracı olmanın ötesine geçip pozisyonlara müdahale etmekten kendini alamaz ve konuşma komik bir hal alır, Monica’yla Sam arasında bir yakınlık gelişir. Filmin en dokunaklı ve ilginç hikâyesi en sona bırakılmıştır. Bu hikâyede daha fazla bir şeyler görmek isteyen seyircinin hevesi kursağında kalır.

Komedi ile trajedi arasında salınan ve derinliği itibarıyla bizi trajedilerinin sahiciliğine pek inandırmayan film, aslında ne mutsuzluğun ne de cinselliğin derin sularında kulaç atıyor. Eğlenceli gidişatı, zorlama birtakım trajik olaylarla, yönetmenin canının sıkıldığı bir ana gelmiş olduğunu düşündürtürcesine aniden son buluyor, küçük ölümler büyük ölümlere dönüşüveriyor.

* “Mutlu aileler birbirine benzer, fakat her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine hastır.”