29.05.2017

The Look of Silence: Sessizliğin Bakışı

Hasan Nadir DERİN

2012 yapımı The Act of Killing filminde yönetmen Joshua Oppenheimer bizi Endonezya’ya götürüyor ve 1960’larda ülkedeki askeri yönetim döneminde komünistlerin sistematik şekilde öldürülmesinden sorumlu olan bazı kişilerle tanıştırıyordu. Sistematik öldürme derken yüzlerce ya da binlerce kişiden bahsetmiyoruz. Öldürülenlerin sayısının milyonu bulduğu söyleniyor. Bu katliam görünürde bir halk hareketiydi ancak arkasında dönemin iktidarı olduğu çok açık. İşte The Act of Kiling’de dönemin katilleri nasıl adam öldürdüklerini, bundan nasıl keyif aldıklarını gururla anlatıyor, o yıllarda yaptıklarını bugün adeta bir oyuncu gibi tekrar canlandırıyorlardı. Seyirci olarak bu belgesel sonrasında dehşete kapılmamak mümkün değildi.

Bu filmin devamı niteliğindeki The Look of Silence, bir yandan katillerin anılarını gururla anlatmasına devam ederken işin içine çok daha sarsıcı bir unsur daha katıyor. Söz konusu katliamlarda abisi ölmüş olan Adi. Aslında abisini görme şansı bile olmamış. Abisi öldürüldükten sonra dünyaya gelmiş. Filmde Adi’nin katillerin itiraflarını televizyondan izledikten sonra onlarla yüzleşmesi görüyoruz.

Katillerin anlattıkları bir önceki filmde olduğu gibi yine başlı başına şoke edici, insanı insanlığından utandırıcı. İnsanların boğazlarının kesilmesini, bağırsaklarının dökülmesini keyifle anlatıyorlar yine. Kadınların göğüslerinin kesildikten sonra eleğe benzediğini söyleyip bununla eğlenenler bile var. Genellikle böyle kötülükleri yapan insanları, yıllar sonra vicdanlarının rahat bırakmadığı söylenir ama görüyoruz ki insan denilen varlık bunu da baskılamayı başarıyor.

Yine de belgeselin çarpıcı kısımlarından biri de yine aynı katillerin aralarından bazı kişilerin çok fazla insan öldürmekten dolayı çıldırdıklarını söylemesi. Ama onlar bu işe de bir çözüm bulmuş, çıldırmamak için öldürdükleri insanların kanını içmişler. Birkaç kişi birden aynı şeyi söylediğine göre bunun onları çıldırmaktan kurtaracağına inanmışlar. Öyle ki bu yaptıklarının zaten bir anlamda “çıldırmak” olduğunun farkında değiller.

Olayın bize de çok yakın gelebilecek bir noktası da katillerin öldürdükleri kişileri dinsiz, ahlaksız ve bunun gibi sıfatlarla nitelemeleri, komünistlerin akrabaları ile cinsel ilişki kurduklarını düşünmeleri. Elbette hiyerarşide daha yukarda olanlar değil ama halkın eğitimsiz kesimi buna inandırılmaya çalışılmış. Bizde de benzer olaylarda benzer söylemlerin olduğunu biliyoruz.

İşin yüzleşme tarafına gelince bu sefer bir vicdan kırıntısı, en azından utanma duygusu hissediyoruz. Adi, “benim abim de sizin öldürdüklerinizden biriydi” dediğinde az önce büyük bir keyifle nasıl adam öldürdüklerini anlatan insanların bir anda lafı çevirip aslında ben de emir aldım, bunu yapmasam benim başım derde girecekti gibi bahaneler uydurmaları da çok bildik davranışlar. Ama iş özür dilemeye kadar gitmiyor çoğunlukla. Karşılaştığımız bir başka genel tavır da tehdit. Özellikle şu anda üst makamlarda olanlar, yıllar önce olan olayları orada bırakın, çok kurcalamayın, kurcalarsanız o olaylar yeniden başlar diyorlar. Yüzleşme olaylarının en acılarından biri de Adi’nin amcası ile yüzleşmesi. O yıllarda gardiyan olan amca, mahkûmları öldürmek için gelenlere teslim ederek onların öldürülmelerine dolaylı olarak yardımcı olmuş. Ama o da bir savunma refleksiyle sadece kendisine söyleneni yaptığını belirtiyor.

Filmin adından gidecek olursak anlatılan olayların şok ediciliği yanında “sessizlik” anları daha da acı verici. Özellikle yüzleşme anlarında katiller karşılarındakinin kim olduğuna anladığında yaşanan o saniyeler süren huzursuz sessizlik anları filmin en etkili sahnelerinden bir kısmını oluşturuyor.

Bu etkili filmin zaaflarından biri Adi’nin babasına ayrılan uzun zaman. Baba, yaşlılık ve hastalık yüzünden iğne ipliğe dönmüş, kendi başına hemen hiçbir şey yapamaz durumda. Dakikalar boyu babanın bu hasta halini izlemenin filmin derdi ile bir ilgisi yok. Doğrusunu söylemek gerekirse bu sahnelerin seyirciyi duygulandırmak için kullanıldığını düşünüyorum. Hâlbuki filmde anlatılanlar o kadar etkili ki buna hiç gerek yokmuş.

The Look Of Silence, tıpkı ilk filmde olduğu gibi bir insana eziyet etmenin, onun canına almanın bazı kişiler için ne kadar kolay olabildiğini, hatta bunu yapmalarının doğru olduğuna inandırıldıkları zaman aradan yıllar geçse de fikirlerinin değişmeyeceğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Dünyanın her yerinde tarihin bir döneminde bazen daha büyük, bazen daha küçük ölçekte olsa da benzer olayların yaşandığını hatırlamak daha da üzücü. Bir daha olmasın diyoruz ama bu dileğimizin de gerçekleşmesinin çok zor olduğunu biliyoruz ne yazık ki.