25.10.2020

The Man From Earth: Bildiğimiz Dünyanın Başı

Richard Schenkman’ın yönetmenliğini yaptığı The Man From Earth, 2007 yılında çekilmiş, bilim kurgu türünde olmasına rağmen oldukça düşük bütçeli ve iyi bir Amerikan bağımsız filmi.

David Lee Smith’in canlandırdığı, tarih profesörü John Oldman, diğer akademisyen arkadaşları ile birlikte film boyunca dünya ve insanlık tarihi hakkında bildiğimiz veya bildiğimizi sandığımız her şeyi sorguluyor ve tartışıyor.

Film John Oldman’ın, etrafındaki kimsenin anlam veremediği bir şekilde hayatına başka bir yerde devam etme kararı ile başlıyor. John taşındığı sırada arkadaşlarıyla vedalaşmak için onları evine çağırıyor ve olaylar gelişiyor. Bütün film sadece evin salonunda geçse de izlerken heyecanımızı ve merakımızı hiç kaybetmiyoruz. Onlar tartışıp konuştukça kendimizi salonun bir köşesinde durup dinliyormuş gibi hissediyoruz ve hızlı bir şekilde konuya adapte oluyoruz. Sohbet ilerlediğinde ve biz John’un bir sırrı olduğunu anladığımızda merakımız da iyice pekişiyor.

14.000 yıldır yaşıyor olmak mı?

Bu elbette ki mümkün olamaz. Bu sırrı – belki de iddia demeli- öğrendiğimizde, sınırlı bilgi birikimimiz ile hemen çürütmeye çalışıp karşı çıkıyoruz. Biz bile bunu yapmaya çabalarken, farklı disiplinlerde uzman altı akademisyenin bunu daha iyi başaracağını düşünebiliriz. Yalnız atlayamayacağımız bir gerçek var; Hayat. Bir konuya ne kadar bilimsel yaklaşmaya çalışırsak çalışalım, inançlarımız, yaşanmışlıklarımız, içinde bulunduğumuz psikoloji, gerçekleri görme açımızı etkiler. İşin içine duygularımızı karıştırmamak oldukça zordur. Bu altı karakter de John’a karşı çıkarken, bilimsel gerçeklerden yararlanmaya çalışsalar da kendi inançlarını tamamen bir kenara bırakamıyorlar ve John’un doğru söylediğini varsayarsak, hayal bile edemeyeceğimiz büyüklükte bu bilgi denizine karşı onu haksız çıkarmak hiçte kolay olmuyor.

İnsanlık tarihi okuyarak, araştırarak, ne kadar bilinebilir? Bir konu hakkında ne kadar fazla şey bildiğimizi düşünürsek düşünelim ona şahit olmuş biri kadar fikrimiz olabilir mi? Her şeyin mümkünlüğüne inanılabilir mi, bazı sırlarımızı aklımızı kaçırdığımızı düşündürecek olsa bile açıklayabilir miyiz ve doğru olduğuna inanılır mı?

İnsanlık tarihi hakkında yapılan bu derin konuşmada herkes kendi fikirlerini ortaya atarken, birbirlerinin savunduklarını da kendi inançları ile çürütmeye çalışıyorlar. Sohbet ilerledikten, John sırrını açıkladıktan sonra ortamda bambaşka bir hava hakim olmaya başlıyor. Artık ortada çok güçlü bir iddia var fakat aynı zamanda buna inanıp inanmama kararı da dinleyen herkesin ve bizim elimizde. John’un arkadaşları kesin bir sonuca ulaşamayıp kafalarında soru işaretleri ile ayrılsalar da yönetmen bize gerçeğin ne olduğunu bilme ayrıcalığını tanıyor.

Gerçeği biliyor olmamız bizi daha da etkiliyor ve şaşırtıyor. Film bittikten sonra bir süre düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Bütün bildiklerimizi sorgulamadan edemiyoruz. Bizim için de John’un arkadaşları için olduğu gibi her şey muallakta kalsaydı zaten doğru olamayacağına fazla inandığımız için bu kadar sorgulamaya bilirdik. Belki de hayatta sorgulamak için bazen hiç düşünmediğimiz şeylerin gerçek olabildiği fikriyle karşılaşmamız gerekiyordur.