17.03.2017

The Red Turtle: Hiçbir Ada Issız Değildir

Hiçbir Ada Issız Değildir

Denizde dalgalarla boğuşan bir adamın görüntüsüyle açılıyor film. Başlarda adamın nerden geldiği, nasıl kendini denizin ortasında bulduğuna dair bir merak duygusu belirse de bunun cevabını alamayacağımızı ve bu detayların gerekli olmadığını kısa sürede anlıyoruz. Yine aynı şekilde denizden kurtulduktan sonra düştüğü adadan kurtulmaya çalışmasının da… The Red Turtle / La tortue rouge konuşmamasına rağmen ekranın içinden bize adeta hep yanlış yerlere bakıp yanlış şeylere odaklandığımızı bağırıyor. Tıpkı “ıssız ada” ezberinde olduğu gibi…

Issız adada yaşam belirtisi arayan kahramanımız adanın baktığı her noktasında bir başka canlının varlığına tanık olmasına rağmen onları görememektedir. Çünkü kendini adadan kurtaracak bir varoluşun peşindedir. Belli bir süre sonra adadan kurtulabilmek için bambu kamışlarından bir sal yapmayı deneyen adam başarılı da olur. Ancak bu salla denize açılmasına engel olan kırmızı kaplumbağayı aşamamaktadır. Sonunda kaplumbağadan intikamını onu ters çevirip ölüme terk ederek alır. İşte bu noktada film animasyonlarda sıklıkla gördüğümüz fantastik gelişme bölümü yerine bir yaratılış öyküsüne geçiyor.

Diyalogsuz, minimalist bir animasyon film örneği olan The Red Turtle, Wild Bunch ve Studio Ghibli ortak ürünü. Filmin yönetmen koltuğunda ise Hollanda asıllı İngiliz Michaël Dudok de Wit bulunuyor. Bu riskli etkileşim farklı sinema kültürlerinin bir araya gelip beklenenden daha iyi bir sonuç çıkmasını sağlamış. Studio Ghibli’nin her zaman merkezinde bulundurduğu insan-doğa mücadelesine yönetmenin minimalist ve varoluşçu dokunuşuyla film düğüm bölümünde bir anda boyut değiştiriyor.

Ölüme terk ettiği kaplumbağanın vicdani yüküyle hatasından dönen adam kaplumbağayı yaşama döndürmeye çalışırken yanında uyuyakalır. Uyandığında ise kırmızı kaplumbağanın kızıl saçlı kadına dönüştüğünü görür. Kaplumbağanın Havva’ya dönüşümüyle adam Adem rolüne bürünür. Issız ada da bir anda cennet bahçesine dönüşür. Adadan kurtulmayı kafasından çıkaran adam kadınla diyalog kurmaya çabalar ancak yaptığı kötülüğün yüküyle bunu başaramaz. Kadının affediciliği ikilinin bir aileye dönüşmesini sağlar.

Filmin bu bölümden itibaren girdiği yol, hemen ardındaki sahne ortaya çıkan çocuk (üreme) ve başlarına gelen tsunami ile birlikte (felaket) en sade haliyle bir insan yaşamını konu alıyor. Çiftin fiziksel özelliklerinde somut değişimler göremesek de çocuğun durumundan zaman dilimini fark ettiğimiz bu kısım çocuğun yetişkine dönüşüp adayı terk etmeye karar vermesiyle sona eriyor. Çocuklarının yuvadan uçmasıyla birlikte yeniden yalnız kalan çift mutlak son olan ölüme kendini hazırlıyor…

Konuşmanın hiç geçmediği The Red Turtle, iletişimini görsel semboller ve adamın hayal dünyası yardımıyla kuruyor. Geçmişine dair tek ipucu rüyasında gördüğü klasik müzik çalan bir grup olan adam, ölüme terk ettiği kaplumbağayı adeta düşlerinde yaşatıyor. Hikayeye kaplumbağa özelinde bakmak gerekirse de The Red Turtle, adada tutmayı başardığı adamı ölene kadar terk etmiyor.

Sevgi, aşk, yalnızlık, aile, varoluş gibi kavramları sade ve gerçekçi bir şekilde irdeleyen film küçüklerden çok büyüklere anlamlı gelecek bir yapım. 2017 Akademi Ödülleri’nde minimalist tarzı nedeniyle hak ettiği ödülü doğal olarak alamasa da izleyicide bıraktığı etkiyi kolay kolay sildirmeyeceği kesin.