31.05.2017

The Search: Savaşın Kazananı Olmaz

Yönetmen Michel Hazanavicius ve eşi Berenice Bejo beş Oscar’lı Artist’in ardından bu kez bir savaş filminde bir araya geliyor. Yönetmen Hazanavicius ilk filmindeki Holywood setlerinden büyük bir dönüş yaparak bu kez bizi Çeçenistan topraklarına, oradaki savaş atmosferine götürüyor. Yönetmen, The Search filminin senaryosunu yazarken İkinci Dünya Savaşı’nda mülteci olan anne-babasının çektiklerinden de esinlenmiş.

Film İkinci Çeçen savaşı sırasında küçük kardeşi ile savaşın ortasında kalan Hadji ve ot içerken tutuklanarak kendini Çeçen cephesinde bulan Koila’nın birbirini takip eden hikayeleri olarak ilerliyor. Savaşta annesini babasını kaybeden, ablası ve küçük kardeşinden ayrı düşen Çeçen Hadji her şeye rağmen kazanan; bir Rus olarak savaşın üstün tarafında olan Koila ise kaybeden olarak çizilmiş.

Filme Hadji’nin hikayesinden bakılınca gayet klasik bir hikaye olarak görülebilir. Fakat bu hikayeye parelel izlediğimiz Koila’nın hikayesi bugüne kadar yapılmayan bir şeyi yapmakta ve haksız bir işgalde katliam yapacak asker ‘nasıl yetiştirilir’ sorusunu cevaplamakta. Amerika’nın Irak’ı , Rusya’nın Çeçenistan’ı, Fransa’nın Cezayir’i işgal etmesinde masum insanların askerler tarafından çoğu zaman işkence edilerek nasıl öldürülebildiği anlaşılır Koila’nın hikâyesinde.

Hayata toz pembe bakan, masum ve asla askerlik ile alakası olmayan bir gencin tutuklandıktan sonra dövülerek ve psikolojik baskı yapılarak nasıl insanlıktan çıkarıldığı seyirciye an be an izlettiriliyor. Böylece filmin başında askerler tarafından masum iki insanın sorgusuz sualsiz katledilmesi gayet anlaşılır bir hale geliyor.

Michel Hazanavicius Çeçen Savaşı’nda Rusya’yı eleştirmek ile kalmıyor Avrupa Birliği’ni de aynı şekilde eleştiri oklarına hedef seçiyor. Avrupa Birliği İnsan Hakları Komitesi’nin üyesi olan Carole gözlem yapmak için gittiği Çeçenistan’da gördüklerini ve dinlediklerini Avrupa Birliği’ne sunar. Ama maalesef beklediği ilgiyi ve duyarlılığı göremez. Carole çalıştığı kuruma, çevresindeki (ailesi de dahil olmak üzere) insanlara olan umudunu kaybeder. Ama Çeçenistan’da tanıştığı dili, dini, ırkı farklı olan karşılıklı konuşup anlaşmayı bile başaramadığı Hadji’ye umutlarını bağlar. Masumiyeti ile öne çıkan Hadji ona umut bağlayan Carole’u yanıltmaz.

Savaşın kan ve vahşet görüntülerinden medet ummayan, duygu sömürüsü yapmayan The Search ülke ya da kurumlara olan eleştirilerini de nedenleri ile vermekte: Avrupa Birliğinin, kendi temsilcisinin raporunu önemsememeleri, Rusya’nın haksız bir işgalde masum insanları nasıl katlettiği gibi. Hatta filmin bazı yerlerine başarı ile yedirdiği sahneler ile(Hadji’nin rock müzik ile Kafkas dansı yapması, savaşın ortasındaki Çeçen kadınların evlerinin camlarını düşünmeleri) yönetmen izleyenlerin yüzlerinde tebessüm yaratmayı bile başarıyor. The Search uluslararası festivallerden gereken ilgiyi görememiş olsa da birçok insanın görmezden geldiği bir konuyu masum bir çocuk ve genç üzerinden başarılı bir şekilde anlatan bir yapım.