15.08.2017

ANALİZ: The Searchers

Yener Kök

Özellikle western türünde verdiği unutulmaz eserler nedeniyle, söz konusu janr ile adı neredeyse özdeşleşen John Ford’un filmlerinde en sık rastlanan temalar bir takım karşıtlıklardan doğar. Bunların en önemlileri de “vahşi doğa – bahçe” ve “yerleşik hayat – göçebelik” arasındaki karşıtlıktır. Diğer temalarını irdeleyebilmek için kuşkusuz buradaki satırlardan çok daha fazlası, hatta kitaplar gerekirdi ama biz, ele alacağımız “The Searchers” filmi nedeniyle salt bu iki çelişkiden yola çıkacağız.

“The Searchers” uçsuz bucaksız çöl manzarasının, bir ev kapısının hemen içinden gösterildiği sahneyle başlar. Bir atlı yaklaşmaktadır ve bir dizi plan sayesinde sırayla tüm ev ahalisinin dikkatini bu ‘yabancı’ya doğrulttuğunu görürüz. Ford bu açılışı öylesine yapmaz ellbette, yaklaşan kişi ev sahibi Walter’ın iç savaşta görev almış kardeşi Ethan Edwards’tır (John Wayne). ‘Vahşi doğa’dan ‘bahçe’ye dönen Edwards, Ford’un pek çok filminde rastladığımız o ‘göçebe’ karakterlerden biridir. Geçmişi gizemli, yerleşik hayattan bir şekilde kopmuş, ‘arayış’ içindeki trajik bir kahramandır. Filmin bu açılışı ve izleyen birkaç sahnede (Ethan, Walter’ın karısı Martha’ya aşıktır) bir şekilde onun da hayatında bir şeyleri değiştirmek istediğini düşünürüz ama koşullar bir türlü buna izin vermez, vermemiştir; bunu da hissederiz. Nitekim Walter ve Martha’nın çiftlik evinde sadece 1 akşamın tadını çıkarabilir. Ertesi gün sığırları çalınan komşuları için bir araya getirilen arama ekibine katılarak (aynı zamanda yüzbaşı da olan rahip Clayton ile yanındakiler, aslında Walter’dan destek istemek için gelmiştir ama Ethan ona ailesi ile kalmasını söyler) çobanları çalan kızılderililerin peşine düşer.

Ekip, kaçırılan sığırların öldürülüp boş bir araziye bırakıldığını ve bunun tuzak olduğunu anlar ama artık çok geçtir. Scar isimli kızılderili şefi (tuhaf bir biçimde karakterinde Ethan ile pek çok paralellik taşır) Walter ile Martha’yı öldürmüş, Martha’ya tecavüz etmiş ve iki kızlarını da kaçırmıştır.

Bundan sonrası Ethan ile (Walter ve Martha’nın evlatlığı, 1/8 kızılderili olan) Martin’in birlikte omuz omuza sürdürdüğü tam 5 yıl süren bir arayıştır. Ethan’ın göçebeliği böylece hiçbir şekilde sona ermez, o uzun çabaların ardından en sonunda amacına da ulaşır ama kalmasını gerektirecek tek gerekçe (Martha) ortadan kalkmıştır artık. İçinde taşıdığı tüm o çelişkilerle birlikte filmin sonunda (muazzam bir simetri ile) geldiği yere (çöle) geri döner ve Ford, bu sahneyi en başta Ethan’ın gelişini gösterdiği açıdan gösterir. Sadece bu yazıda pek azına değinebildiğimiz erdemleriyle değil, (başkahramanının kafatsçı bir ırkçı olması gibi inanılmaz detaylar dâhil) daha pek çok hususiyetiyle defalarca seyredilmeye değer, sinema tarihinin en iyileri söz konusu olduğunda her daim üst sıralarda kendine yer bulan (ve Ford’un başyapıtı olduğu kuşku götürmeyen) “The Searchers”, tam da orada, kahramanının trajik yazgısını içimize işleyerek sona erer.