28.05.2016

The Wizard of Oz: Gökkuşağının Ötesine Büyüleyici Bir Yolculuk

Ali ÇALIŞKAN

Bazı filmleri değerlendirirken sadece sinema sanatına yaptığı katkıları ele almak yeterli olmaz. Çekildiği yılın olanaklarını göz önünde bulundurduğumuzda, -en bilinen tabiriyle- yapımcısı tarafından oynanan bir ‘kumar’ olarak hatırlanan filmlerden bahsediyorum. Yıllar geçtikçe kendi ülkesini de aşarak popüler kültürün en önemli ikonalarından biri haline gelmiştir bu filmler. Aklınıza ilk olarak George Lucas’ın “Star Wars” serisi düşebilir. Ama ondan önce, MGM’nin o zamana kadarki en yüksek bütçeli yapımı olarak anılan “The Wizard of Oz”u hatırlamak gerekir. Fantastik sinemanın öncüsü olan bu müzikal masal-film, L. Frank Baum’un “The Wonderful Wizard of Oz” kitabına dayanır. 

Kendi türünün ilk harikalarından biri olmasının dışında, sadece sinema sanatında değil popüler kültürün her alanında etkisini hissettirmiştir; kitaplardan şarkılara, müzikallerden oyuncaklara kadar. Filmdeki gökkuşağı tasviri, başrol oyuncusu Judy Garland ve film için bestelenen “Over The Rainbow” şarkısı (2000’lerde en çok Norah Jones’ın cover’ıyla akıllarda kalmıştır) bugün dünya çapında eşcinsel kültürün önemli figürlerine dönüşmüşlerdir. Sadece çocuk izleyicileri değil yetişkinleri de etkisi altına alan bu masal, ne zaman izlenirse izlensin insanın içini ısıtan büyüleyici bir serüvendir. Bunun için en çok, hayal gücünün sınırlarını aşan bir hikaye yaratan yazar Baum’a teşekkür etmek gerekir sanırım. 

Hikaye, Kansas’ta bir çiftlikte yaşayan Dorothy ve köpeği Toto’nun bir hortuma kapılıp tanımadıkları bir diyara adım atmalarıyla başlar. Eve dönüş yolunu bulmak için Oz Büyücüsü’ne ulaşması gerekir Dorothy’nin. Bu yolculukta Aslan, Teneke Adam ve Korkuluk’un da yardımına ihtiyaç duyacaktır. Ama Zümrüt Şehir’e giden yol tehlikelerle doludur. Kahramanlarımız bir yandan kötü kalpli cadıdan korunurken bir yandan da büyücüye ulaşmaya çalışır. Dorothy’nin yeni eşlikçilerinin her biri farklı dertlerden muzdariptir bu arada. Aslan korkaklığıyla bilinirken, Teneke Adam kalp, Korkuluk ise bir ‘akıl’a, zekaya sahip olmayı arzular.  Bunlara sahip olmak için de elbette yine büyücüye ihtiyaçları vardır.

Büyücü’nün şatosuna giden sarı yoldan şatonun tasarımına, Dorothy’nin kırmızı ayakkabılarından cücelere, gökkuşağından masal şehrinin capcanlı dünyasına ve yan karakterlere değin her unsuruyla simgesel bir evreni işaret eden “The Wizard of Oz”, Dorothy’nin filmin başında  “Over The Rainbow” şarkısıyla dile getirdiği o hayali diyarı, zamanının ötesindeki efektlerle karşımıza getirir. Burası, Dorothy’nin düşlerinde gezdirdiği ‘ütopya’nın temsilidir belki. Ama burası sadece ‘güzelliğin’ yansımasıyla hayat bulan bir yer değildir; kötülük de kol gezer. Peşlerindeki kötü kalpli cadı gibi. Kahramanlarımız finalde elbette cadıyı alt eder ve Oz Büyücüsü ile tanışırlar. Ama onları büyük bir sürpriz beklemektedir. 

Bu macerada çocuklar kadar yetişkinlerin de kulak vereceği mesajlar bulunur: Dorothy, unutulmaz “ev gibisi yok” repliğine rağmen, bu serüven sayesinde yetişkinliğe doğru ilk adımını atar. Filmdeki korkak Aslan ‘cesaret’ kazanırken, Teneke Adam bir kalbe, Korkuluk ise zekasına kavuşur. Finalde bir düzenbaz çıkan Oz Büyücüsü, ‘engeller’i kendimizin yarattığını ve aydınlık yolun içimizde uzandığına dair bir ders verir karakterlere.

“The Wizard of Oz”, bilinen ilk renkli filmlerden biridir ayrıca. Kansas’taki ilk bölüm renksizken, büyülü diyara geçtiğimiz bölümde rengarenk bir görsel cümbüşle karşılaşırız. Üç şeritli technicolor mucizesinin ürünüdür tabi bu cümbüş. Victor Fleming yine epik aşk filmi “Rüzgar Gibi Geçti”de de technicolor’un nimetlerinden faydalanır. Ayrıca filmin baş yönetmeni Victor Fleming olarak anılsa da, George Cukor, Mervyn LeRoy, King Vidor ve Norman Taurog gibi isimler kamera arkasında yer almışlardır.

Kısacası, “The Wizard of Oz”, sinemanın en unutulmaz fantezilerinden biri haline gelmiştir. Hayal dünyalarına, alternatif masal diyarlarına düşkün Hollywood sinemasını neden sevdiğimizi hatırlatır. Judy Garland’ı üne kavuşturan performansı, coşkulu müzikal sahneleri ve şarkıları, alt metninde yatan mesajları, filmi, çocuksu bir naifliği aşan ve ayakları yere basan dört başı mamur bir maceraya dönüştürür. Hala izlemeyenler varsa, Victor Fleming’in doğum günü vesilesiyle bu muhteşem filmle tanışabilirler. Fakat uyarayım, “The Wizard of Oz”, ara ara tazeleme ihtiyacı duyacağınız filmlerden biri olacaktır muhtemelen.