06.05.2016

Karakter Mutfağı: Thérèse

Evlilik İnsanı Ne Kadar Yaşlandırır?

Karakter Mutfağının bu haftaki konuğu iki hafta evvel kıpır kıpır bir halde bıraktığımız Amelié Poulain’in ikiz kardeşi Thérèse Larroque. Amelié’yi Kuzey Kutbuna yerleştirecek olsak Thérèse’i yerleştireceğimiz nokta ise şüphesiz Güney Kutbu olurdu. Birbirinden bu kadar uzak iki kız kardeşten bu hafta kapımızı çalan Thérèse ruhunu üfleyense pek tabii Audrey Tautou. En az yanında taşıdığı valizleri kadar ağır bir ruhu var Madam Larroque’nin. Hikâyesini anlatmayaysa çocukluğunun en koşturmacalı zamanı olan 1922 ile başlıyor. Evlilik adlı kurumun iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi olacağını pek bilmediği bu yıllarda kavramla ilk olarak en yakın arkadaşı Anne vasıtasıyla tanıştığını söylüyor: “Abim birkaç yıl sonra seninle evleneceğini söylüyor”.

Simsiyah bir tuvalin ortasında en az o siyah tuval kadar mat ve bir o kadar da soluk bir portrenin öznesi oluveriyor yıl 1928’i gösterdiğinde Madam Larroque. Çocukluk arkadaşıyla uzaktan baktıkları o kırmızı renkli yelkenliye bu kez yalnızlığını paylaştığı, paylaşırken omuzlarına koca ve ağır bir yük gibi konuveren eşiyle baktıklarını söylüyor Thérèse. Ancak bu sefer o kırmızı yelkenli, gidiş yolunda değil dönüş yolunda. Hayatlarında baktıkları neredeyse tek renkli şey olan o yelkenliyi hayatlarına sokmamak adına elinden geleni yapar Thérèse. Onun için bir arkadaştan ziyade baharı ve baharı müjdeleyecek çiçekleri sulayacak Anne’in o bahsi geçen çiçekleri değil toplamasına, sulamasına dahi mani olur. Onun için bir arkadaş değil de sahip olamadıklarına sahip olan ve hayallerindeki her şeye sahip olmak üzere olan bu kadını da tıpkı kendi gibi kara bir otele kapatır. Yelkenli ve yelkenlide yaşayan adam ile kısa süreli bir ilişki yaşayan Anne’in hayallerinin bir yerde bitmesi gerekir. Bu adama ve Anne’e mani olmak adına adamın ne Yahudi olduğu kalır ne de tüberküloz olduğu.

Evliliğinin daha ilk safhalarında bu belirsizlik havuzunda yüzmeye çabalayan genç kadın, aynı belirsizliğe ilk olarak odalarına sıkıştığı “Kara Orman” adlı otelde, balayında merhaba der. Bu birlikte, erkeğe daha fazla ayrıcalık veren dönemin şartlarında kadının evlilikteki rolü de gündeme gelir. Bir erkek çocuk dünyaya getiremeyen Thérèse eşinin soyunun devam etmeyeceğini dile getirmesiyle işte az evvel bahsi geçen rolün ne olduğunu kulağımıza fısıldar. Bu süreçle birlikte daha bir nötrleşen Madam’a tek yardım edecek olan şeyin yatağının başındaki sihirli lamba olmayacağı apaçık gerçektir. Madam bu sihri kendi elleriyle yakıverir. Önce eşinin o sahip olmaktan çok haz duyduğu ormanı, sonra da onu. Ormanda başarılı olan kadın, eşinin hayatına son vermekte orman kadar başarılı olamaz. Eşi korku ve panik içindeyken sigarasını yakan ve alaycı bir ses tonuyla onunla konuşan Madam Thérèse, bu kurumsal yapıdan hızla uzaklaştığını dile getirirken sohbeteyse şöyle devam eder:

“Çok fazla düşünüyordum. Beni korkutan da işte buydu. Evlenince düşüncelerim de düzene girecek korkusu.”