07.07.2019

Toplumun Aynası “Vittorio De Sica”

”I Bambini ci Guardano” (Çocuklar Bize Bakıyor) – 1942

Faşizmin son demlerini yaşadığı bir dönemde çekilen “Çocuklar Bize Bakıyor”, De Sica’nın senarist Zavattini ile işbirliğinin başlangıcı sayılabilir. Filmin senaryosunu yazan beş kişiden biri de Zavattini’dir. Çocuklar Bize Bakıyor’da De Sica temelde bir evliliğin çöküşünü, küçük bir çocuğun gözünden bizlere aktarır.

Olabildiğine mutsuz bir evlilik ve aile yaşamına filmde tanık olmaktayız. Ana karakterimiz Prico, ekonomik problemlerle boğuşan İtalya’nın orta üst sınıf diye tabir edebileceğimiz bir ailesinin tek çocuğudur. Annesinin çekip gitmesiyle aradığı sevgi ve şefkati bir türlü bulamaz. Geri dönen anne, bu barışmaya daha fazla dayanamaz ve ailesini tekrar terk eder. Bu duruma dayanamayan baba intihar eder, çocuk da yetimhaneye verilir. Bahsettiğimiz ana hikâyenin yanında, De Sica’nın ileriki yıllarda çıkaracağı ürünlerde dozajını daha da arttıracağı toplum eleştirisi, filmin bir diğer önemli unsurudur. Savaş sonrasının İtalya’sını, İtalyan Yeni Gerekçilik kalıpları içinde aktaran ve savaş sonrasının sefaletini çocukların gözünden veren bu film ile birlikte De Sica’nın da bu akımdaki yeni yolculuğu başlamış olur.

Filmi eleştirel gözle izleyenler için De Sica iki farklı hikâyeyi bir arada anlatmakta. Olabildiğine acıklı ve seyircileri taraf seçme ikilemine sokan sürükleyici bir aile dramı, filmin ilk bakışta anlattığı hikâyedir. Bu ana hikâyenin yanında, De Sica ve Zavattini kimi zaman sadece göstererek göze sokmadan kimi zaman da diyaloglarla üstüne basa basa savaş sonrası yaralı İtalya tablosunu bizlere gösterir.

Filmin açılış sahnesinde seyircinin odak noktasında olmayan bir olay yaşanmaktadır. Kapıcı kılıklı bir adam, işçi sınıfına mensup fakir bir adamı azarlıyordur. Çok kısa bir sahnede gerçekleşen ve ardından hemen dramına tanık olacağımız ailenin görülmeye başladığı bu sahnede, iyi gözlemciliğin sade anlatımı vardır. Sosyo-ekonomik durumu yük taşıyan adamdan çok da farklı olmayan kapıcının; takındığı tavır, sesinin tonu ve suratındaki ifade ile hemen ardından kendisinden daha iyi durumda olan aile çıka geldiğinde bıçak kesiği gibi değişen hal ve hareketleri kısa, öz ve sade bir anlatım içerisinde yapılan güzel bir eleştiri örneğidir. Çocuklar Bize Bakıyor bu yönüyle, De Sica’nın Bisiklet Hırsızları filminde en üst seviyeye çıkaracağı bu anlatım tarzının habercisidir.

Savaş sonrası İtalya

Yeni Gerçekçilik Akımı’nın, özetlediğimiz başlıca özelliklerinden olan İngiliz belge sinemasının etkileri, filmlerde karşımıza çıkmaktadır. De Sica, kimi noktalarda belge niteliğinde görüntüleri hikâye içine yedirerek güzel bir ton yakalıyor. Halkın günlük hayatın zorluklarından ve her türlü çalkantıdan kendini soyutlamaya çalıştığı eğlence anlarına dikkat çekiyor. Filmin başlarında bulunan park sahnelerinin hepsinde bir gözlemin, ürüne dönüştürülmüş şeklini izliyoruz. Kukla gösterisini izleyen kalabalık, gösteri bitmeden ücretleri toplamaya çalışsa da herkese yetişemeyen küçük kız, hayatında ilk defa scooter gören ve en yakın benzetme olarak bisiklet dediği alete imrenerek bakan fakir bir çocuk, park sahnesinin barındırdığı gözlem ürünlerinden bazıları.

Savaş sonrası İtalya’sının bir anda orta sınıf kavramının kaybolma tehlikesiyle yüz yüze gelmesi ve zengin-fakir çatışmasının hat safhada olduğu yıllar, zengin ile fakir iki çocuk ve bir scooter üzerinden dönen diyalog ile bizlere gösterilmiştir. Mistik bir zemine oturtulmuş Milano Mucizesi ile bu çatışma daha sonra çok daha net yine De Sica tarafından işlenecektir. Ekonomik gelirlerin düşüşe geçtiği o yıllarda üçgenin orta tabakası fütursuzca daralırken alt tabaka da kontrolsüzce genişlemekteydi. Odak noktamızda dramını izlediğimiz aile, orta sınıfta bulunan ama giderek fakirleşen insanları daha yakından tanımamıza olanak sağlıyor. İşçilerin grevler yaptıklarını ve bu yüzden sokaklarda biriken çöplerin sorunlar yarattığını kısa bir diyalog ile çıkarıp cebimize atıyor ve hikâyeyi izlemeye devam ediyoruz. Asansörleri var fakat idareli kullanmak zorundalar. Çünkü asansör kullanacak paraları var ama bakım yaptıracak ya da onaracak yok. Masa örtüsünü dikkatsizce kirletebilen, karnını önündeki sıcak yemek yerine sadece ekmekle doyuran, ya da hiçbir şey yemeyerek keyifsizliğini dile getirme lüksünü kendinde bulan insan… Bu gibi örnekler eleştirel olarak filmin tamamına yayılmış vaziyette.

Hikâyenin genel akışını bozmadan yerleştirilmiş ögeleri teker teker toplayarak finale geliyoruz. Bizleri bekleyen duygusal yoğunluğu yüksek bir son ile filmi bitirdiğimizde, cebimize biriken onca anektodu fark ediyoruz. Filmin belki de en başarılı olduğu noktalardan biri de bu. Her yatağa gittiğinde onun üstünü örten her kimse o kişiden öpücük bekleyen sevgiye muhtaç bir çocuk ve çalkantılı, kirlenmiş bir ilişkiye sahip olan ebeveynlerinin sürükleyici hikâyesinin yanında, tarihi geçmişi milattan öncesine dayanan bir milletin çektiği acı ve sefalet de en saf biçimde gözler önüne seriliyor.

12