20.06.2019

Toy Story 4: Herkesin Filmi

Yazarın Film Puanı: 10/9

Toy Story, yediden yetmişe her yaştan izleyicinin keyifle izlediği, izlemeye de devam ettiği bir seri. Öyle ki, ilk film ile ”kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli filmler” arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi’ne alınmış. Yapım yılı olan 1995’i göz önünde bulundurursak film, dönemin animasyon teknolojisine önemli yenilikler katmıştır. Ama Toy Story‘e duyulan sevgi selinin asıl sebebi bu değil. Seri, her zaman anlatmak istediği hikaye ve verdiği mesajlar ile ön plana çıktı. Filmin senaryosu, belli bir dönem ya da topluma yönelik olmaktan ziyade tüm insanlığa sesleniyor. Herkesin hayatta öyle ya da böyle deneyimlediği, deneyimleyenlerden dinlediği hikayeleri, mercek altına alıyor. Çeperini sınırlandırmıyor, evrensel bir küme yaratıyor. Hangi şartlarda izlediğinizden bağımsız olarak yüzünüzde “Ben bunu yaşamıştım” tebessümü beliriyor. Toy Story serisi, ana konumuz olan dördüncü filmde de olduğu gibi olabildiğine sade bir senaryo ile son derece derin bir hikaye anlatması ile hafızalardan silinemeyecek bir seri.

Filmin konusu: Woody hayatını, ayakkabısının altında yazan isme adar. Her ne pahasına olursa olsun ona göz kulak olmalıdır. Fakat oyuncaklar arasında göz bebeği olduğu günler artık geride kalmıştır. Hayattaki son gayesinin, Bonnie’nin en çok sevdiği yeni çataldan bozma oyuncak “Forky”nin ondan ayrılmasını engellemek olduğunu düşünürken hayattaki gerçek amacını, tıpkı yıllar önce keşfettiği aşk gibi bulması…

Woody’nin Filmi

Film, ustaca kurgulanan ve bize bundan önceki üç filmin kısa özetini geçen sahneler ile başlıyor. Böylelikle sevdiğimiz tüm karakterlere tekrar merhaba deme şansı buluyoruz. Tekrar kavuştuğumuzu sandığımız çoğu karakter, ne yazık ki filmin bütününde iki üç dakikalık ekran sürelerinden fazlasını bulamıyor. Yakındığımıza bakmayın. Bu film oyuncakların değil Woody’nin filmi. Onunla başlayan yolculuğun onunla biten finali. Woody üzerine yazılan hikaye o kadar iyi ve o kadar tamamlayıcı ki sevdiğimiz ve tekrar izlemek istediğimiz karakterleri -Buzz Lightyear hariç- film akarken aramıyoruz.

“Andy’den uzak dur. O benim ve kimse onu benden alamaz!” sözlerini ilk filmde söyleyen Woody, Andy’i hala unutabilmiş değil. En sevilen oyuncak olduğu ve liderliğini herkese kabul ettirdiği yılları özlüyor. Verdiği her tepki ve yaptığı her hareketin altında Andy ve onunla geçen yıllar yatıyor. Andy sonrası alışmaya çalıştığı yeni hayatının konforu, onu zorlasa da kendine yeni bir amaç edinerek yararlı olmaya devam etmeye çalışıyor. Woody’nin bu görüşü, aslında ilk filmden bu yana işlenerek en gelişmiş halini alıyor.

Oyuncakların var olma nedeni

Andy’nin bizimle ne kadar oynadığı önemli değil. Önemli olan Andy’nin bize ihtiyacı olduğu zaman burada olmamız. Bu yüzden yapılmadık mı zaten?”

Birey olmak ya da topluma/bir başkasına faydalı olmak, ilk filmden beri işlenen bir konu. Seri boyunca pek çok konuya değinilse de en çok üstünde durulan ve irdelenen konu olarak öne çıkıyor. Birey olmak, en çok sevilen olmak, en önde olmak, koruyuculuk ve hizmetkarlık yapmak. Bütün bunlar ,eskiden Andy’e duyulan sonsuz sevgiye bağlanıyordu. Dördüncü film ise Woody’nin iki boyutlu bir karakter olmadığını açıkça belirtiyor. Kendini bir çocuksuz hayal edemeyen ve hayattaki tüm gayesini bu yönde şekillendirmek zorunda olduğunu sanan Woody, karakter arkını tamamlıyor. Edilgenlikten etkenliğe geçiyor. Bunu bir bakıma yerini başka oyuncaklara bırakarak devirdaim misali yapsa da dışarıdaki hayat ve yaşanacak bir aşk, onun fikirlerine ve dolayısıyla karakterine etki ediyor. İlk film, kurulan bazı yapılar yıkılıyor ama bu yıkım hasar veren türden değil, aksine yeni yapıların kurulmasına olanak tanıyor. Böylelikle Toy Story 4, final niteliği taşıyan bir film olsa da arzu edildiği takdirde yeni sulara yelken açmaya hazır oluyor.

Bu filmimizin net bir antagonisti yok. Daha önce de gördüğümüz gibi Woody’nin antagonisti, yine kendisi. Hikayenin genel ve bir bakıma da soyut antagonisti ise “sosyal yapı içinde birey olma, özgür olma düşüncesi” diyebiliriz. Filmdeki karakterler, bireyselleşme ile birine ya da bir kesime faydalı olmak arasında kalıyor. Film bu tanıyı koyuyor ama net bir yargıya başvurmuyor. İki tarafa da yönelen ya da taraf değiştiren karakterleri izliyoruz.

Bir parantez de animasyonun çizgisel ve dijital kalitesine açmak gerekiyor. Karakter tasarımları 1995 nostaljisini içinde barındırıyor ama gelişmiş animasyon teknolojisinin oyuncak ergonomisi ile birleşerek sunduğu görsel anlatım, harika bir deneyim yaşatıyor.

Film, benim nezdimde hedef kitlesinin yaş grubunu en yukarıda tutan Toy Story filmi. Espiriler ve referanslar da dahil olmak üzere endüstriyel sinemada hint kumaşı olan mesaj kaygısı, zamanında çocuk ya da gençlik yıllarında bu filmi izlemiş, sevmiş, benimsemiş kitleye göre kurgulanmış.

Toy Story 4, geride kalan üç film ile kıyaslanacak olursa aralarındaki en olgun ve oturaklı yapısıyla dikkat çekiyor. “Animasyonlar sadece çocuklar için değildir” sözünün en kilit örneğini oluşturarak da yediden yetmişe herkesin keyif alacağı, dersler çıkaracağı bir film olmuş. Külliyatın sonu gibi gözüken filmin bizi bıraktığı yol kesinlikle bir çıkmaz sokak değil. Kavşaktan dönüp yeni bir maceraya atılacaklar mı? Hep birlikte göreceğiz.

SONSUZLUK VE ÖTESİNE!!!