02.08.2016

Trash: Rio’nun Çöp Çocukları

Billy Elliot (2000), The Hours (2002), The Reader (2008) ve Extremely Loud and Incredibly Close (2011) gibi filmlerin yönetmeni Stephen Daldry’den yine dikkat çekici bir film Trash (2014). 

Raphael (Rickson Tevez), Gardo (Eduardo Luis) ve Rato (Gabriel Weinstein), Rio’nun çöplüklerinde yaşamlarını sürdürmeye çalışan, misyonerlerin kurduğu bir kampta yemek yiyip eğitim almaya çalışan on üç on dört yaşlarında üç çocuktur. Sahip oldukları en değerli şey, arkadaşlıklarıdır. Çöplükten çıkanları toplayıp, gündelik alarak yaşamlarını sürdürmekte; büyük bir sefalet içinde çocukluklarının verdiği neşe ile yaşayıp gitmektedirler… Tâ ki Raphael, çöplerin arasında kırmızı bir cüzdan bulana kadar… Cüzdanın içinden çıkan parayı paylaşıp, içindeki fotoğraf ve anahtarı çöpe geri atsalar başlarına gelecek belâlardan kurtulacak olan afacanlar; çocukluğun verdiği bir merakla, ellerindeki ipuçlarını izleyen bir hazine avcılığına soyununca Trash, “Slumdog Millionaire” benzeri bir dönüşüm geçirerek polislerin, kirli politikacıların, rüşvet ve skandalların karıştığı karanlık bir suç ve şiddet filmine dönüşüyor.

Daldry, Billy Eliot filminde yakaladığı, genç oyuncuların pozitif enerjilerinin filme aktarımı başarısını, Trash filmi ile doruğa çıkarıyor.

Filmin ilk dakikalarından itibaren karakterler ile tanışmaya başlıyoruz. Jose Angelo adlı genç bir adamın polisten kaçarken, kırmızı cüzdanını geçmekte olan bir çöp kamyonuna atması ile Jose Angelo’nun kaderi, bizim üç ‘çöplük çocuğunun’ kaderine bağlanıyor. Cüzdanın içindekiler, ‘kirli bir politikacının’ seçim öncesi tüm kariyerini mahvedecek önemde bilgiler olunca; bu politikacının pis işlerini yapan polisler de, çocukların peşine düşüyor. Trash; yolsuzluk ilişkilerini, sistemin pisliğini, polislerin acımasızlığını, sefalet ile boğuşan çocukların hayatlarının zorluğunu toplu halde seyirciye sunarken zaman zaman karanlık zaman zaman gülümseten ama çok da bilindik bir senaryoyu hakkıyla kotarma gayretinde.

Kimsenin pek de dikkat etmediği ve önem vermediği sokak çocuklarının, kodaman politikacılara, kirli polislere ve kokuşmuş sisteme baş kaldırışı, korkusuzlukları, azimleri ve dostlukları; zaman zaman ‘Stand by Me’ tadında zaman zaman ise, ‘Slumdog Millionaire’ heyecanında ilerliyor.

Trash, mükemmel bir film değil. İzleyiciyi sarsacak bir senaryosu yok. Buna rağmen, Rio’nun yoksul mahallelerinde, çöplük çocuklarını anlatan draması içinde, seyirciyi sarıp sarmalayan bir enerjiye sahip. Daha önce hiç oyunculuk deneyimi olmayan üç genç aktörün performansları, filmin sonundaki mutlu enerji, son derece başarılı çekimleri ve gerçekliğin acımasızlığını, çocukluk masumiyeti ile sarıp sarmalaması ile izlenebilirliği yüksek, temposu düşmeyen bir film.

Filmin gizli silâhı ise; tüm sert görünümü ve kusurlarına rağmen; altın gibi bir kalbe sahip misyoneri oynayan Martin Sheen. Kısa fakat etkili performansı ile senaryonun güçlü bir karakteri olarak karşımıza çıkıyor.

Özellikle Daldry severlerin şans verebileceği, ortalamanın üstünde bir film Trash…