26.09.2016

Tuncel Kurtiz: Eylülde mi Başlar Ayrılık?

Büyük oyuncu, yönetmen, senarist, yapımcı… Sadece bunlar da değil elbet, hele ondan bir de şiir dinleyin, alır götürür sizi gidemeyeceğiniz yerlere. Kaybedeli iki yıl olmuş ustayı, yeteri kadar üzülmedim diye de üzülmeli insan. Anısına bir kadeh bir şey içmeli ya da açıp mükemmel performanslarından birini izlemeli. Ben sanırım hepsini birden yapacağım. Daha genç isimler dizilerden tanıyor kendisi. Özellikle de Ramiz Dayı olarak. Hani şu Oscar Wilde aforizmalarını televizyona taşıyan ağır abi. Karizmanın, etkileyiciliğin en yüksek seviyesi.  Tabiî Alacakaranlık ve Muhteşem Yüzyılı da unutmamak lazım. Yeniler böyle biliyor, ya eskiler? Toplumcu sanatın öncüsü, darbelerden olaylardan bıkıp, Yılmaz Güney’in ölümüne sinirlenip ülkeyi terk eden bir sanatçı. Evet böyle biliyor eskiler. Onun söylemleri, onun performansları ile beraber mücadele ettiler bir dönem. Onun içinde bulunduğu eserler ile anlattı derdini bir kuşak. Muhteşem oynadığı filmler kılavuz oldu insanlara. Duvar, Sürü, Umut, Otobüs ve Kanal. Ne filmler değil mi ama? Tabiî Kurtiz’in performansları ile. Onun büyük oyunculuğu ve büyük katkısı ile. Ustanın en iyi beş performansını yazının sonunda bulacaksınız ama önce bir pişmanlığımı sizinle paylaşmak isterim.  27.09.2013’te, yani kaybettiğimiz gün, kendisi ile ilgili şöyle bir şey yazmıştım bir köşeye. Üzgün ve boynu devrik cümlelerle;

“Geçen sene tam da bu zamanlardı hatırladığım kadarı ile. Şişli’deki organik pazardaydık ablamla. Bir yerlerden tok bir ses geldi, bir baktım ki Tuncel KURTİZ, anlatıyor bir şeyler etrafındakilere. Yanına gitmeliyim dedim, biraz sohbet etme imkanı da bulabilirsem ne mutlu bana diye düşündüm ama muhabbetini bölmek de istemedim. Ablam “git” dedikçe ben bekledim, belki ayağa kalktığında giderayak yakalarım diye. Sonra aynı şeyi düşünen birileri gitti yanına, sonra onlardan cesaret alan diğerleri, belki tanıyanlar, ilk defa görenler. Hatta bizimle birlikte pazara gelen arkadaşlarımız bile çocuklarını götürdüler fotoğraf çektirmek için. Bir türlü yanı boş kalmadı, ablam “gitmedin mi hala?” dedi, gidemedim. “Etrafında fotoğraf çektirenler var, belki de rahatsız oldu, ben muhabbet etmek istiyorum” dedim. Daha sonra belki de yoruldu, birden kalktı, pazar ahalisine selam ede ede yoluna koyuldu. Ablam “bak gidiyor” dedi, ben “yoruldu ama gitsem mi, bu fırsatı bir daha yakalayamam belki” dedim. Demez olaydım. Aslında hemen her hafta organik pazara uğrarmış, öyle anlattı ablam, içim rahatlamıştı. Nasıl olsa yine gelirim dedim ki o ara üst üste gelmeye de başlamıştım pazara. Olmadı. O günden bu güne geldik ve korktuğum başıma geldi. Ben bir senedir hiç gidemedim oraya, o tek fırsatı anlamama rağmen kaçırdım, usta ile sohbet imkanını. Çocukken babamın “soldan” anlattıklarından girip, sıkıntılı dönemlerine kadar uzanan hayattan biraz olsun konuşuruz dedim ama olmadı. 5 dakika bile olsa ustanın büyüsünden nemalanma fırsatını teptim. Şu hayatta içimde kalan şeylere bir tane daha eklendi. Huzur içinde yat Tuncel KURTİZ…”

En iyi beş performansı ile Tuncel Kurtiz:

Umut, 1970 

Yönetmen: Yılmaz Güney

 

Tabutta Rövaşata, 1996

Yönetmen: Derviş Zaim

 

Sürü, 1978

Yönetmen: Zeki Ökten

 

Duvar, 1983

Yönetmen: Yılmaz Güney

 

Kanal, 1978

Yönetmen: Erden Kıral

 

BONUS

Ezel, 2009 – 2011

Yönetmen: Uluç Bayraktar