14.06.2016

O AN: Uçurtmayı Vurmasınlar

Uçurtmayı Vurmasınlar

Uçurtmanın Kuyruğundaki Umutlar

Feride Çiçekoğlu’nun romanından uyarlanan ve yine senaryosunu Çiçekoğlu’nun yazdığı, Tunç Başaran’ın yönettiği yerli sinemanın belki de birkaç önemli kilometre taşından biri olan Uçurtmayı Vurmasınlar, ismini bile aklımıza getirdiğimizde boğazımızı düğüm düğüm yapan bir yapım. Beş yaşındaki Barış’ın (Ozan Bilen) hayatı ve hapishaneyi anlamlandırması üzerinden ilerleyen film, bu hayatın en büyük darbesini doğar doğmaz tadan karakterimiz Barış’a siyasi tutuklu İnci’yi (Nur Sürer) arkadaş yapar. Bir yanda hayatı sadece dâhil olduğu taş duvarların içinde hayal edebilen Barış, bir yanda da sırf Barış ve onun gibi çocuklar, daha iyi bir hayat yaşayabilsin diye çabalayanlardan biri olan İnci… Koskoca kadınlar koğuşunda annesi de dâhil olmak üzere Barış’ı en iyi anlayan, ona hayal kurmayı, ümit etmeyi öğreten İnci olur. Hatta İnci, öylesine güzel başarır ki bunu, hapishaneden çıktıktan sonra bile anlattıklarıyla Barış’ın, hep umudun olduğu bir hayat yaşamasını sağlar. Büyük bir çoğunluğu Barış ile İnci’nin birlikte olduğu zamanlarda geçen filmin en etkileyici anları ise İnci’nin tahliye olmasından sonra gerçekleşir. Şimdi diler misiniz o anlara gidelim tekrar.

Sahne avludaki Barış’ın İnci’nin yokluğunda derin bir yalnızlık yaşarken birden gökyüzünde uçurtma görmesiyle başlar. Uçurtma görmesi Barış için özellikle çok önemli bir anlama gelir. Zira İnci tahliye olurken Barış’a bir gün bir uçurtmanın kuyruğunda tekrar geleceğini söyleyerek umutların en güzelini bırakıp gider ardında. Bu nedenle Barış’ın ağzından, uçurtmayı görür görmez İnci ismi dökülür. Koşarak içeridekilere haber vermesiyle tüm kadınların avluya gelerek Barış’ın mutluluğuna ortak olmaları, kelimelerle tarifi imkânsız denecek kadar tüyler ürperticidir. Yaşlısından gencine, aksisinden umursamazına hepsi ama hepsi çığlıklar, kahkahalar eşliğinde selamlar uçurtmayı (belki de İnci’yi). Tam da barışın renklerindeki bu uçurtmaya, duvarların ardına hapsederek benliklerini de ele geçireceğini sanan zihniyete inat, öylesine güzel eğlenirler ki. Göbek atarak adeta gelecek güzel günlerin habercisi saydıkları uçurtmanın şanına yaraşır bir karşılama yaparlar. Başaran’ın karakterlerin etrafında kamerasını döndürerek bu mutluluk anlarını daha da etkili kılması ve fondaki müzik (Özkan Turgay’ın bestelediği) adeta seyircinin gözyaşlarını, gülümseyen bir yüzde akıtmasına neden olur. Mutluluk ve hüznün bir aradaki mükemmel birlikteliğini bozmaya çalışanların da başarısız olduğu sahne, umudun hep yaşayacağını öyle güzel anlatır ki… Uçurtma görünce Barış ve İnci’yi hatırlamamızı sağlayan bu film, ölümsüzleşmemiş de ne olmuştur?