01.08.2016

ELEŞTİRi: Unutursam Fısılda

Çağan Irmak’ın “Unutursam Fısılda”sı aslında iyi bir film olmak için pek çok gerekçeye sahip: teknik açıdan neredeyse kusursuz bir film var ortada. Prodüksiyon tasarımı şahane, kostüm ve makyajlar yerli yerinde, görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki’nin filme kattığı görsel lezzeti tartışmaya bile gerek yok. Oyuncu kadrosu, Farah Zeynep Abdullah’ın her türlü övgüyü hak eden muazzam performansı başta olmak üzere, gayet yeterli. Filmin soundtrack’i beklenebileceği gibi gayet cümbüşlü. Bu türden bir filmi taşıyabilecek bir ana hikâye de mevcut. İki kız kardeş Hatice ve Hanife arasında yıllara yayılan çatışma da, Ayperi’nin Tarık ve Erhan’la birlikte şöhret basamaklarını birer birer tırmanma çabası da, hem kendi başlarına hem de paralel kurgunun marifetiyle beraberce gayet güzel işliyor.

Ne var ki filmin daha ilk yarısı sona ermeden, Çağan Irmak’ın senaryosunun iplikleri birer birer sökülmeye başlıyor. Irmak senaryoya aklındaki her türlü meseleyi ve sahneyi, bir bütünlük gözetmeden yedirme çabasına girişiyor. Bu yüzden de film bölük pörçük, yer yer skeçlerden oluşuyormuş hissi veren sarsak bir yapıya bürünüyor. Bu durum özellikle filmin ‘bir yıldız doğuyor’ diye anabileceğimiz ikinci kısmında kendini gösteriyor. Ayakları yere basan bir dramatik yapıdan ziyade, Irmak’ın aklındaki finale ulaşmadan önce birer birer geçmesi gereken aşamalara tanıklık ediyoruz sanki. Bu yalnızca hikâyenin zayıflamasına yol açmıyor, karakterlerin derinleşmesine de engel oluyor; özellikle Mehmet Günsür’ün Farah Zeynep Abdullah karşısında açıkça ezilen titrek oyunculuğuyla zaten parlama fırsatı bulamayan Tarık karakteri adeta kim vurduya giderek filmden usulca siliniyor. Kerem Bürsin’in Erhan karakterinin bile bu açıdan daha şanslı olduğunu söylemek mümkün, çünkü film boyunca alttan alta süregelen insani çelişkileri senaryoya gayet güzel oturuyor. Hatta Ayperi ve Hanife dışında filmin iyi işlenmiş yegâne karakterinin Erhan olduğunu söylemek mümkün.

Filmin bir diğer handikabı, Çağan Irmak filmlerinden beklenebilecek şekilde, melodramın dozunun kaçması. Doğru düzgün tanıma fırsatı bulamadığımız, bütünüyle tek boyutlu bir karakter olan “baba”nın Ayperi evden kaçınca felç geçirmesinden tutun, sadece Yeşilçam’da öyle olduğu için ya da Çağan Irmak izleyicilerin gözyaşlarına boğularak filme iyice bağlanmasını garantiye almak istediği için yaşanıyormuş izlenimi veren trajik gelişmelere kadar, “Unutursam Fısılda” abartılı sahnelerin üst üste bindiği bir potpuriye dönüşüyor. Işıl Yücesoy’un yaşlı Hanife rolündeki şahane performansına karşın, Irmak’ın çok yanlış bir tercihle filme serpiştirdiği abartılı şiirsel iç monologlar da birden fazla önemli sahneye hasar veriyor. Hümeyra’nın kendini gösterme fırsatı bulduğu görkemli final kendi içinde iyi işlemesine rağmen, filmin geri kalanındaki saymakla bitmeyecek yanlış tercihler bu finali ister istemez gölgeliyor.

Sonuç olarak “Unutursam Fısılda” yüzüne bakılmayacak bir film değil, çünkü ışıl ışıl bir pakedi var. Ne zaman ki o pakedi sıyırıp içindeki şekeri tadıyoruz, işte o zaman şekerin çoktan bozulduğunu fark ediyoruz. Çağan Irmak’ın bize bozulmamış şekerler de sunabilecek bir sinemacı olduğu muhakkak, sonuçta “Mustafa Hakkında Her Şey” ve “Ulak” gibi özel filmlerini ve tam manasıyla başarıya ulaşamasa da zoru deneyen “Kabuslar Evi” gibi yenilikçi çalışmalarını gördük. “Unutursam Fısılda”da bile alttan alta sızan ışıltılar mevcut, ama hepsi bu. Ve daha fazlasını beklemeye kesinlikle hakkımız var.