01.06.2017

Uzaklarda Arama: Yönetmen Tahtında Bir Sultan

Yeşilçam’ın unutulmaz aktrislerinden Türkan Şoray, bugüne kadar dört tane filme yönetmenlik yapmıştı. Şoray, otuz dört yıl aradan sonra kızı Yağmur Ünal’ın yapımcılık ve oyunculuk yaptığı ”Uzaklarda Arama” isimli filmle yönetmenliğe yeniden dönüş yapıyor. Kendini iyice eve kapattığı, kameralardan uzaklaştığı bir zamanda bu filme yönetmenlik yaparak kendisinin deyimiyle tekrar hayata dönen Şoray, bu kez sadece kamera arkasında –Şoray filmde birkaç saniye de olsa gözükmekte- kalıyor. Filmin senaryosu ise yaptığı her filmiyle sinemaseverlerin gönlünde taht kuran Onur Ünlü’ye ait.

Şoray, bundan önceki Dönüş, Azap, Bodrum Hâkimi ve Yılanı Öldürseler (Şerif Gören ile birlikte) filmlerinde hep toplumsal konulara eğilmiş, bir kadın yönetmen olarak kadının ve annenin çektiği sıkıntılara parmak basmıştır. Kiminde kocası Almanya’ya gidip evlenen kadının dramına kiminde ise hasta çocuğunu tedavi ettirebilmek için organlarını satan anneye çevirdi kamerasını. İlkeli bir hâkimin aşkını da izlettirdi bize, güzelliği başına sürekli bela getiren Esme’yi de… Ve yönettiği bu filmlerin hepsinde de o çilekeş, bahtsız kadına Şoray can vermiştir. Son filminde ise yerini bir nevi el verdiği kızı Yağmur Ünal’a bırakır. Tabii Şoray’ın yerini dolduruyor mu orası tartışılır.

Uzaklarda Arama ise bilinmeyen bir zamanda şehirdeki pavyonun Uzaklar adlı kasabaya taşınması etrafında gelişen olayları anlatır. Barones Pavyon’un sekiz tane konsomatrisi ve patronları Çoşkun’un kasabaya gelmesiyle felaketler, yüzleşmeler yaşanmaya başlar. Seyirci olarak bizler hikâyeyi dokuz yaşındaki Yusuf’tan dinler, çoğu zamanda onun ve en iyi arkadaşı konsomatris Deniz’in gözünden görürüz birçok şeyi. Bu nedenle bazı mekânlar gerçek hayatta olmayacak kadar güzel ve ışıltılıdır. Tıpkı masallardan kopup gelmiş yerlerdir. Deniz ile Yusuf zaten dünyayı aynı gözle görebildikleri için çok iyi anlaşırlar. Film asıl çatışmasını kasaba halkı ile pavyon çalışanları arasında kurar. Lakin seyirciyi esas etkileyecek daha doğrusu melodramı yaratacak çatışma Nazlı ile Vedat aşkında yaşanır.


Pavyon kadını ile saf ve temiz kasaba genci… Bu tanıdık hikâye hemen akıllara Ömer Lütfi Akad’ın 1968 yapımı Vesikalı Yarim filmini getirir elbette. Film Yeşilçam’a adını altın harflerle yazdırmış, unutulmaz diyalogları ve müzikleriyle hafızalara kazınmıştır. Şu işe bakın ki bu filmin başroldeki kadın oyuncusu da Türkan Şoray’dır. Hatta Şoray, bu filmdeki etkileyici oyunculuğuyla Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü almıştır. Filmde belki de ‘’Çok eskiden rastlaşacaktık’’ tiradıyla hep hatırlanacak Şoray, aynı konuya eğildiği Uzaklarda Arama ile ne yazık ki o etkiyi yakalayamaz.

Film birçok oyuncuyu barındırırken en usta oyuncu olarak karşımıza Mustafa Uğurlu’yu çıkarıyor. Hem de film unutulsa bile yaşayacak bir karakterle… Uğurlu’nun hayat verdiği Çoşkun karakteri o kadar gerçek o kadar tanıdık ki Çoşkun’u izlerken ‘’Ben bu adamı bir yerden tanıyorum’’ hissini yaşamamak mümkün değil. Konsomatris kızlar da seyirciyi oldukça tatmin edecek denli samimi ve renkli karakterler. Ama aynı şeyleri kasaba halkı için söylemek biraz güç. Kasaba halkı pavyon ekibine göre karikatürize kalıyorlar. Filmde yeterince derinlik kazanmayan öğretmen karakteri ise ne yazık ki havada kalıyor. Tıpkı Ünal’ın canlandırdığı Deniz karakterinin olduğu gibi.

Uzaklarda Arama çoğu yerli yapım gibi yine sınıfı geçemiyor. Aslında film çok iyi başlıyor uzun süresine rağmen ilk 90 dakika gayet sorunsuz ve eğlenceli bir şekilde su gibi akıyor. Fakat son yarım saatte ciddi şekilde kan kaybediyor. Hatta bu düşüş çok büyük boyutlarda yaşanıyor. Bu kadar bariz bir kopuş da ancak sorunlu bir senaryodan kaynaklanıyor olabilir. Ünlü gibi usta bir senaristin elinden çıkan senaryonun hiç müdahaleye uğramamış olmasına inanmak zor. Film boyunca görmediğimiz klişeler, duymadığımız beylik laflar, dikte ettirilen fikirler son yarıda tabiri caizse havalarda uçuşuyor.

Kısacası özellikle senaristi ve yönetmeniyle bizi epeyce heyecanlandıran bir yerli yapımda yolun yarısında tökezleyerek umutları suya düşürüyor film. Şoray, yönetmenlik yapmaya devam ederse bu filmdeki yanlışlardan umarım bir çıkarımda bulunur.