27.04.2016

Vicky Cristina Barcelona: Baharat Kokulu İspanya

Woody Allen‘ın Avrupa’ya açılma macerasını kuşkulu gözlerle karşılamış ama bir taraftan da heyecanlanmıştık. Son zamanlarda eski tadını alamadığımız, yeni bir soluk olamayan, sanki iki arada bir derede kalmış izlenimi bırakan filmlerinden belki sıyrılır, yeni ve aynı zamanda “kendi” olan filmlere imza atar demiştik çoğumuz. İlk meyve “Maç Sayısı” (“Match Point”, 2005) geldiğinde bunun heyecanını yaşıyor gibiydik ki sanırım o heyecan kalbe fazla geldi, film izleyenleri ikiye böldü. En bariz bölümlemeyle: beğenenler ve beğenmeyenler. Filmin değindiği meselelere epey kafa yoracağını anladığımız Allen, şans, kader ve türevi temalarla biraz daha ilgileneceğinin sinyallerini verdi ardından gelen filmlerle de. “Maç Sayısı” ve ardından gelen “Scoop” (2006), “Cassandra’nın Rüyası”(“Cassandra’s Dream”, 2007) İngiltere’nin soğuk ve mesafeli tavrını da taşıyordu üstelik. Hani coğrafya filmi daha mı samimi, yakın kılar insana bilmem ama İspanya’da geçen “Barselona Barselona” (“Vicky Christina Barcelona”) daha sıcak bir film.

vicky1

Allen‘ın bu filmle ilişkiler üzerinden söylev/sorgulama tarzına dönüş yapması izleyenleri heyecanlandırmaya yeter bir sebep. Çünkü ne kadar çok şey söylenirse söylensin, bir kadın bir erkek doğası; bu doğanın birleşiminden meydana çıkan ilişkiler mecrası çok geniş imkanlar sunuyor insana. O imkanları didikleyen bir beyin de varsa karşınızda filmler hem izlenmesi zevkli hem de üzerine düşünülesi kimlikler kazanabiliyor. Tabii bolca kötü örnek de izliyoruz ilişki temelli filmlerde. Ancak Allen adı bu konuda ne kadar kötü bir film izletebilir ki insana?

Filmin orijinal adı aslında Vicky ve Cristina adlı karakterlerden geliyor; ve tabii filmin geçtiği coğrafyadan… Hani sanki Vicky (Rebecca Hall) ve Cristina (Scarlett Johansson) Barselona’da gibi. Temel ilkokul kitaplarını andıran bir isim dönüştürmesiyle pekâlâ filmin konusunu bir çırpıda söyleyebiliriz. Tabii işin rengi bu değil, zaten herhangi bir Allen filminin tek ton üzerinden yürümesi bence olanaksız. Bol bir çeşni katmak gerek hikâyeye. O çeşniyi de bu kez sıcak bir coğrafyadan, gerçekten baharat kokulu karakterlerden alıyoruz. Juan Antonio ve Maria Elena‘dan. Yani Javier Bardem ve Penélope Cruz‘un bedenlerinde izlediğimiz iki İspanyol karakterden. Filmin en eğlenceli kısımlarını hatta kanımca doruk noktalarını bu iki şahıs üzerinden yürütor Allen. Bu konuya birazdan döneceğiz.

Açılış anından itibaren bizi filme yabancılaştıran dış ses kullanımına değinmek gerek öncelikle. Vicky ve Cristina hakkında bilgileri bu dış ses yardımıyla alıyoruz ve iki karakterin tek ayrıldıkları nokta olan “aşk” ve “ilişki” meselesine gelince bilgi dökümü, oradan gelebilecek her türlü hikâyeye açık duruma getiriliyoruz yönetmen tarafından. Bu izleyeceğiniz şeylerin neler olabileceğini sanki avaz avaz bağıran hava, izleyeni rahatsız etmiyor. Çünkü Allen işin içinde olunca ne olacağını, neler beklediğimizi zaten biliyoruz. Ama bu kez nasıl söylemiş, hangi hikâyeleri kurmuş diye heyecanlanmaktan geri kalmıyoruz. Bize tanıtılan karakterler çok tipik Allen karakterleri. Aniden ayağı kayıp yere düşecekmiş güvensizliğine sahip, nereden ne çıkaracağı belli olmayan, bir şeyler arayan, doymayan, temelde mutsuz ve beki de umutsuz. Ama film umutsuz değil, bunun altını çizmek gerek.

İsimlerinden dahi (Juan Antonio ve Maria Elena) tipiklikleri belli olan, filme adını veren Amerikalı karakterlere tezat oluşturan ve adeta “esas film biziz” diyecek kadar haykırabilen İspanyollar işin içine girince filmin mizahi yönü de eğlenceyle beslenmeye başlıyor. Bu çok eğlenceli bir seçim film açısından. Yani filmi İspanya gibi bir coğrafyada çekmek, oraya yabancı iki Amerikalıyı (ki Allen da yabancı sonuçta) yollamak ve onlara bu yeni coğrafyanın şaşkınlığını yaşatırken izleyiciye de bu şaşkınlığın eğlencesini tattırmak, filmi diri tutan yönler. Tabii hemen İspanyollardan söz açılmışken Penélope Cruz‘u ayrı olarak anmak gerek. Çünkü nevrotiklik sınırlarını zorlayan Maria Elena karakterini bu kadar güzel ve eğlenceli bir şekilde perdeye yansıtan Cruz, filmin en fazla öne çıkan ismi oluyor, yan karakter olsa dahi.