15.08.2017

VİZYON DIŞI: Kemerlerinizi Bağlayın

Alican Yıldırım

Antonio ve Elena ancak yağmurdan kaçarak sığındıkları bir durakta tanışabilecek kadar birbirinden farklı iki insandır. Filmin ilk sahnesinde altı çizilen bu gerçeğin film boyunca sıkça üzerinde durulur. Bir cafede garsonluk yapan Elena için Antonio oldukça kaba ve sohbet bile edilemeyecek kadar kültürsüz biridir. Duraktaki tanışmaları da zaten bu yüzden çıkan bir tartışmayla tatsız bir şekilde son bulmuştur. Ama bu ilk karşılaşmada ikilinin arasındaki elektrik bütün romantik filmlerdeki yağmur klişesini bile geride bırakabilecek kadar güçlüdür. Bu karşılaşma ise burada kalmayacak Antonio ile Elena aynı ortamda sıkça bir araya gelmeye başlayacaktır. Çünkü Antonio, Elena’nın yakın arkadaşı Silvia’nın gizli sevgilisidir. Silvia sevgilisini bütün dostlarıyla tanıştırdığındaysa farkında olmadan Elena ile Antonio’nun görüşmesine ve birbirlerini tanımasına aracılık etmiş olur.

Film boyunca yan karakterlerin düşünceleri ve davranışlarıyla da sıkça üzerinde durulan aşkta birbirine uygun olma gerçeği / sorunsalı birbirini yeni tanımaya başlayan iki insan tarafından yavaş yavaş yıkılmaya başlar. Özpetek bunu ağır romantik sahneler yerine anlık durumlar üzerinden vermeye çalışmış. Antonio ve Elena’nın aşkını ve birbirlerini istemeye başlamalarını, onların ilişkilerini daha sonra kendileri için değerli kılacak küçük anıları izleyerek görüyoruz. Anılar diyorum çünkü film iki kısımdan oluşuyor; günümüz ve yaklaşık on üç sene öncesi. Ve filmin ortasından itibaren on üç yıl sonrasına yapılan bir zaman atlamasını izliyoruz.

Bu yakınlaşmanın bir evliliğe dönüştüğünü, bu evliliğin çıkmazlarını, sorunlarını izliyoruz. Derken başka bir sorun, hikâyede bambaşka bir kırılma yaşanmasına sebep oluyor. Elena’nın sağlığı ile ilgili aldığı kötü haber ve bu durumla başa çıkmaya çalışması filmin diğer yarısında izlediklerimiz. Antonio’nun fiziksel özellikleri ve karakteriyle çizmeye çalıştığı tipik maço erkek imajı eşinin hastalığını öğrenmesiyle tuzla buz oluyor. Aslında bu sert ve güçlü adamın içinde ne kadar kırılgan olduğunu göstermeye çalışıyor hikâyeyi anlatan kişi seyirciye. Bu lambur lumbur konuşan, sert, kaba, kültürsüz adam, eşinin hastalığı karşısında küçüldükçe küçülüyor.

Kemerlerinizi bağlayın; ilişkiler, seçimler, pişmanlıklar ve kırgınlıklar üzerine çekilmiş harika bir duygusal komedi. Aslında film boyunca bu kavramlar üzerinden sadece aşkın sorgulandığı söylenebilir.

Aşk ne? İnsan bir insana neden âşık olur? Mutlu olmamasına rağmen neden yıllarca onun yanında, en yakınında durur, aynı yastığa koyar başını? Eşinin bütün ihanetlerini neden sineye çeker? Karşılığında onun kendisine hissettirdiği o tarifi zor şefkat hissinden ötürü mü?

İnsan başka bir insana ihtiyaç duyduğu zaman âşık olmaya başlıyor, diyor film. Birbirine karşı duyulan o ihtiyaç olma durumu devam ettiği sürece de aşk devam ediyor. Çiftlerden biri diğerine artık ihtiyaç duymadığı zaman bitiyor aşk. Birden…

Bu yüzden bence filmin en güzel sahnesi olan o hastanedeki sevişme sahnesinde eşinin hastalıktan ötürü vücudunda oluşan deformasyonlarına hiç aldırış etmeden onunla deli gibi sevişmek istiyor Antonio. Ne olursa olsun onu eskisi gibi görüyor çünkü. Ona ihtiyaç duyuyor. Tıpkı eşinin ona duyduğu gibi. Sahneyi bu kadar duygusal kılan da bu gerçek. Sahnenin çekimi sırasında bile bütün set ekibi ve oyuncuların duygularına zor hâkim olmalarını buna bağlayabiliriz.

Kemerlerinizi Bağlayın; tutkulu ve çelişkili bir aşk, vazgeçilmez arkadaşlıklar, beraber oturulan harika yemek masaları, üzüntünün içinde komedi, komedinin içinde üzüntüyü başarıyla veren sahneleriyle Ferzan Özpetek filmografisine iyi bir yerden giren bir film. Eğlenceli bir duygusal komedi izlemek isteyenlere önerilir.