13.05.2016

VİZYON DIŞI: Lore

Lore adını kahramanı Hannalore (kısaltılmış haliyle Lore) adlı bir kız çocuğundan alıyor. Dolayısıyla Lore’un dünyasından açılan bir pencereden izlemeye başlıyoruz filmi. II. Dünya Savaşı’nın son bulduğu günlerde başlayann filmde, asker olan babasının gelişini büyük bir sevinçle karşılayan Lore’un katı kurallı aile disiplini içinde daha ilk anda duygularını pek dışavuramayan bir genç kız olduğunu anlıyoruz. Oysaki gençliğe adımı attığı ilk günlerin böylesi  sancılı bir zaman dilimine denk düşmesi, onun suçu değil. Hiçbir zaman savaşın hiçbir çocuğun suçu olmaması gibi. Ancak savaş denen insanlık suçundan en çok etkilenenler yine çocuklar… Hem günahsız olan hem de bedel ödeyenler olarak çocukların sırtına bindirilmiş savaşın gölgesi Lore’da an be an hissediliyor.

Almanya – Avustralya – İngiltere ortak yapımı olan ve Avustralyalı Cate Shortland tarafından yönetilen film, yönetmenin ikinci uzun metrajı. Baş roldeki 1993 doğumlu Saskia Rosendahl’ın da ilk filmi Lore.Rosendahl’ın II. Dünya Savaşı’nın müsebbibi Hitler’in adeta ilah görüldüğü yıllara geri dönmesi ve Alman çocukların savaş halini yansıtmaktaki başarısı alkışa değer. Hitler yanlısı ailesinin savaş suçlusu olarak hapse düşmelerinin ardından ailesinin katı disiplini altında büyüyen Lore dört kardeşine bakma haliyle baş başa kalıyor. Büyükannelerinin evine varmak üzere başladıkları yolculuk, Lore’un iç yolculuğuna dönüyor adeta. Çünkü savaş bittiği zaman olanları idrak etmeye başladığı anlardaki inkar ve gittikçe kabulün altında ezilmeye başlayan gururu Lore’u yetişkin olma hüviyetine de eriştiriyor.

Dört kardeşiyle birlikte açlıkla mücadele ederken Alman olarak artık dışlanmış olmayı da öğrenmeye başlıyor Lore. Tıpkı annesinin “kim olduğunu unutma” öğüdünün altında yatan kibirle Yahudilere karşı takındığı tavır gibi. bu tavrın kendisine yöneltilmesindeki şaşkınlığı atlatması ve kaybeden tarafta olduğunun ayırdına varması Lore’un bedeninden tüm Almanya’ya yayılıyor aslında. Ülkelerinin bölünmeye başlamasındaki kabul edilemezliği üstüne basa basa “bu topraklar Almanya” demesindeki vurguyla anlayabiliriz. Ancak Amerikan, Fransız, İngiliz ve Sovyet bölgesi olarak dörde bölünen ülkesinde bir Alman olarak rahatça seyahat edememesinin verdiği öfke var Lore’da. Yolda karşılaştığı ve Yahudi olduğunu söyleyen Thomas’a muhtaçlığı da bu öfkesinin en büyük sebebi. Gittikçe karmaşık hale dönen duygularını gizlemedeki başarısı, Lore kimliğindeki Saskia Rosendahl’ın oyunculuğunun becerisi.

Yolculukları bitip büyükannelerinin evine varan çocukların yıkıntı haline gelen ruhları, o eski Alman büyükannelerinin disiplini karşısındaki Lore’un isyanı, değişmeye başlayan anlayışın da bir simgesi. Haklı olmadıklarını anlamanın yıkıcılığı, ölümlerin kavurduğu ruhları, gururlarının aslında hiç de tutunacak bir dal olmadığını anlamaya başlaması Lore için “insan” olmaya doğru atılan kocaman bir adım. Kardeşini pisi pisine kaybetmiş olmanın üzüntüsünü bile yaşayamadan yola devam etmek zorunda olması, savaşın yıkıcılığı üzerine en güzel detaylardan biri.

II. Dünya Savaşına Almanya tarafından bakan ilk film değil elbette ki Lore. Hatta bu konuda çekilmiş en iyi filmlerden biri Roberto Rossellini’nin 1948 yapımı Germania Anno Zero (Almanya Sıfır Yılı) filmi. Zaten savaşın hemen ardından çekilmiş olması ve gerçek mekanları kullanması açısından Rossellini’nin bu filmi hemen akla gelen film. Çocukların gözüyle savaşa bakan filmlerden Alman çocukları odağına alması da ayırt edici özelliği. Dolayısıyla Lore, ilk elden bu filmi getiriyor akla. Zaten hangi tarafta olursa olsun savaş ilk önce çocukları vuruyor. Savaşın çocukları, yaşamlarının ilk yıllarında toprağı görüyorlar,  yaşamına devam edebilenler de bir daha çocuk olamıyorlar. .