15.08.2017

Vizyon Dışı: The Imposter

Alican Yıldırım

Kimlik

*Yazı film hakkında detay içermektedir.

7 Ekim 1997’de İspanya’da bir polis karakoluna bir telefon gelir. Arayan kişi, eşiyle birlikte geldikleri bu ülkede turist olduklarını ve bir çocuk bulduklarını söylemektedir. On dört on beş yaşlarında ve oldukça küçük gösterdiğini söyledikleri bu çocuk muhtemelen başına gelenlerden ötürü korkmuştur. Üzerinde kimlik veya belge yoktur o yüzden polisin gelip bu çocukla ilgilenmesi gerekmektedir.

Bu telefonun, Amerika’nın Teksas eyaletinde üç yıl dört ay önce kaybolan Nicholas Barclay ile bağlantısıysa filmin ilk çeyreğinde paralel kurguyla anlatılır. Nicholas Barclay 1994 yılında bir gün arkadaşıyla dışarıda oynarken kaybolmuştur. Aile bir süre Nicholas’ı aramayı sürdürse, umutlarını yitirmese de yavaş yavaş onu bulamayacaklarını anlamaya başlamıştır. Nicholas ile ilgili tüm ümitlerini yitirdikleri bir gün İspanya’dan gelen bir telefonla şaşkına dönerler.

Yirmi üç yaşında Frédéric Bourdin yaşayabilecek düzgün bir yer arayışı içerisinde Avrupa’da kayıp birçok çocuğun ailesine, kendisinin kaybolan çocukları olduğunu söylemiş, bu “sıcak yuva” arayışı zamanla bir alışkanlığa dönüşmüştür. 1997 yılın yağmurlu bir gecesinde, bir telefon kulübesinde kendini turist olarak tanıtarak İspanya’nın bir polis karakoluyla yaptığı o konuşmanın amacı bir kimsesizler evine yerleşip, soğuk sokaklardan kurtulmaktır. Ancak “kimliksiz” olmak, kendi kimliğini bir yere kadar saklamasına imkân tanır. Artık yeni bir kimlik bulup İspanyalı yetkililerin kim olduğuyla ilgili sorduğu sorulara tatmin edici yanıtlar vermek zorundadır. Bourdin, o zamana kadar yetkililerin psikolojilerine oynayarak sessiz ve korkmuş bir çocuk görünümüyle kazandığı bu ilgiyi, bir tahminle üst seviyeye taşır. Kendisinin Amerikalı olduğunu, sorgulandığı bu ofiste kalmak istediğini, sabah zaten yaptıkları araştırmayla hakkındaki tüm gerçekleri öğrenebileceklerini söyler.

Ofiste kaldığı gece Bourdin için bir dönüm noktasıdır. Bu işten kurtulabilmesi için bir kimlik bulması şarttır. Saat farkından yararlanarak Amerika’daki bir sosyal hizmetler kuruluşunu arayıp, kendini bir İspanyol polis olarak tanıtır. On dört on beş yaşlarında bir çocuk bulmuşlardır, çocuğun Amerikalı olduklarını düşünmektedirler. Ancak kim olduğunu öğrenebilmek için onlardan yardım istemektedirler. Telefonun diğer ucundaki yetkili, binlerce kayıp çocuk vakasını, yaptığı görüşmedeki çeşitli kriterlere göre eleyerek (halbuki Bourdin çocukla ilgili yaşı dışında hiçbir ayrıntı vermemektedir) bir tahminde bulunur: Nicholas Barclay. Bourdin, Nicholas’ın kimlik bilgilerini ve resmini fakslamalarını ister. Gelen fakstaki kimlik artık Bourdin’e aittir. Kimliği teyit eder, Nicholas kaybolduktan üç yıl dört ay sonra İspanya’da bulunmuştur.

Haberi alan ailesi sevinç ve şaşkınlık duygularını bir arada yaşarlar. Çocuklarının yıllar sonra İspanya’da bulunması hiç akıllarına yatmamaktadır. Ancak yıllar sonra Nicholas’ı bulmalarından ötürü oldukça mutludurlar. Hemen İspanya’ya Nicholas’ın renkli bir resmi ve kimliğiyle ilgili çeşitli bilgilerin yer aldığı bir posta gönderilir. Zarfı açan Bourdin yıkılır. Nicholas soluk benizli, sarışın ve mavi gözlü bir çocuktur. Esmer Bourdin’in Nicholas’a benzeyen tek tarafı, kendi deyimiyle ikisinin de ellerinde beş parmak olmasıdır. Saçlarını boyamaya karar verir, Nicholas’ın elinin üzerinde üç tane dövme olduğunu öğrenir ve kendisi de aynı dövmelerden yaptırır.

Nicholas’ın ablası Carey, Nicholas’ı alıp Teksas’a getirmek için çoktan yola çıkmıştır. Bourdin, Carey’in onun Nicholas olmadığını söyleyeceğinden emindir. Bu yüzden başı belaya girecek ve muhtemelen hapsi boylayacaktır. Tanınmamak için çaresizce kat kat giyinir. Şapka, atkı ve gözlükle yüzünü kapatır. Ancak Carey’den beklediği tepkiden çok farklı bir tepkiyle karşılaşır. Carey, kardeşi Nicholas’ı tanımıştır ve onu tekrar bulduğu için çok sevinçlidir. Bourdin’e üzülmemesini, her şeyin yola gireceğini söyler. Şimdi ise şaşkın ve mutlu olma sırası Bourdin’e geçmiştir.

The Imposter, gerçek bir hikâyenin etkileyici bir şekilde anlatıldığı bir belgesel. Ancak filme belgesel demek pek mümkün değil, “mockumentary” yani “yalancı belgesel” filmi daha iyi tanımlayan bir kelime. Yönetmen Bart Layton filmi çekerken filmin gerçek karakterlerini kamera önüne çıkartmıyor, onların hepsini canlandıran ve onların ağzından konuşan oyuncular var. Bu, konuşma görüntüleriyle birlikte kurgulanan canlandırmalar ise filmin hikâyesini anlatması için harika bir seçim.

Filmin ilk yarısında Nicholas ve Frédéric karakterlerinin kimlikleri üzerinde duruyoruz. Nicholas kaybedilen bir çocuk, Frédéric ise kayboluyor, başka kimliklerde kendini arıyor. Filmin ilerleyen dakikalarında karakterler tek tek sorgulanmaya bu akıl almaz olayın altındaki sır perdesi aralanmaya çalışılıyor. Ailenin Frédéric’in Nicholas’ı olmadığını nasıl anlamadığı ise bu soru işaretlerinden en büyüğü. Bu konuda Frédéric’in bambaşka fikirleri var.

Film boyunca kullanılan, VHS kaset estetiğindeki bazı gerçek ve kurmaca görüntüler, kameraya itirafta bulunan karakterlerin söyledikleri cümleleri, anlattıkları hikâyenin canlandırılmasındaki eski hallerinin tamamlaması, müzik ve sahne geçişleri harika bir seyir sunuyor seyirciye.