13.09.2019

Vizyon Menüsü -13 Eylül

Bu hafta vizyona giren filmlerden sizler için derlediğimiz üç adet yabancı, bir adet yerli yapım olmak üzere toplam dört film önermek istiyoruz.

Bu haftanın vizyon menüsünde yer alan en değerli film hiç kuşku yok ki Emin Alper imzalı Kız Kardeşler. “Tepenin Ardı” ve “Abluka” adlı iki başarılı filme imza atan Emin Alper’in üçüncü uzun metrajı olan Kız Kardeşler, hiç kuşku yok ki yönetmenin ustalık eseri olarak görülebilecek bir kalitede. Dünya prömiyerini bu sene gerçekleştirilen 69. Berlin Film Festivali’nin ana yarışmasında yapan film, ülkemizde ise ilk olarak bu sene gerçekleştirilen 38. İstanbul Film Festivali’nde seyirci ile buluşmuş ve burada Altın Lale (Ulusal Yarışma), En İyi Yönetmen (Emin Alper), En İyi Kadın Oyuncu (Cemre Ebüzziya, Ece Yüksel, Helin Kandemir), En İyi Özgün Müzik (Giorgos Papaioannou, Nikos Papaioannou) ve FIPRESCI Ödülü (Ulusal Yarışma) olmak üzere beş dalda ödül alarak festivale damga vurmuştu. Film, bunun yanı sıra kısa bir süre önce gerçekleştirilen Saraybosna Film Festivali’nde Emin Alper’e En İyi Yönetmen ödülünü kazandırmıştı. Film, annelerinin vefatından sonra besleme olarak verilen farklı yaşlardaki üç kız kardeşin, köylerine geri dönmeleri sonrası gelişen olayları konu ediniyor. Farklı yaşlardaki üç kız kardeş, Reyhan, Nurhan ve Havva, küçük yaşta kasabaya besleme olarak gönderilmiştir. Ne var ki, yanlarına verildikleri ailelerde tutunamazlar ve birbiri ardına baba ocağına geri gönderilirler. Dağ köyündeki evlerinde, birbirlerinden güç alarak ayakta kalmaya çalışan üç kız kardeş, bir yandan da tekrar kasabaya gidebilmek için gizli bir rekabet içine girerler.

Bu haftanın dikkate değer başka bir filmi Elektrik Savaşları (The Current War). Film dünya prömiyerini iki sene önce gerçekleştirilen 42. Toronto Film Festivali’nde yapmıştı. Benedict Cumberbatch’in Thomas Edison’a, Michael Shannon’ın George Westinghouse’a ve Nicholas Hoult’un Nikola Tesla’ya hayat verdiği film, 1880’lerde Amerika’da elektriğin yaygın dağıtımı için doğru akımı (DC) uygulamak isteyen Thomas Edison ile Avrupa’da denediği alternatif akımı (AC) Amerika’ya da getirmek isteyen George Westinghouse arasındaki “akım savaşları”nı ve günümüzde bile bir tartışma konusu olarak popülerliğini koruyan Edison-Tesla mücadelesini konu ediniyor. Thomas Edison, George Westinghouse ve Nikola Tesla… Endüstriyel çağın en büyük mucitlerinden üç kahraman. 19. yüzyıl sonlarında elektrik sistemi üzerine, adeta bir savaşı andıran kıyasıya bir rekabete girişirler. Entrikalarla dolu süreçte rakiplerini alt eden isim, 1893 Dünya Fuarı’nı aydınlatacak akım türünün patent sahibi olacaktır. Kazanan tarihin akışını, dünyanın kaderini değiştirecektir.

Bu hafta sizler için önereceğimiz üçüncü film, Berlin’de büyük ödülü kazanan Eş Anlamlılar (Synonymes – Synonyms). Dünya prömiyerini bu sene gerçekleştirilen 69. Berlin Film Festivali’nde yapan ve burada Altın Ayı ile FIPRESCI Ödülü‘nü kazanan film, ülkemizde ise ilk olarak Nisan ayında gerçekleştirilen 38. İstanbul Film Festivali’nde seyirci ile buluşmuştu. Film, bir türlü kendini ait hissetmediği İsrail’den yaşamayı çok istediği Paris’e gitmenin yolunu bulan Yoav’ın hikâyesini ele alıyor. İsrail’den Paris’e göç eden ve kimliğini tamamen reddeden bir adamı merkezine alan filmin senaryosu, yönetmeni Nadav Lapid’in hayatından izler taşıyor. Filmin başkarakteri Yoav, hiç hazzetmediği ülkesi İsrail’den, sonuna kadar benimsemeye karar verdiği Paris’e taşınır. Kökenlerini silmek, Fransız olmak, Père Lachaise mezarlığına gömülmek ister ama özü, bedenindedir, çifte kimliği onu hiç bırakmaz. Yönetmen Lapid, kazandığı Altın Ayı’yı filmin kurgusunda da çalışan, “en yakın sanatsal ortağım” dediği, hayatını yakın zamanda kaybeden annesi Ara Lapid’e ithaf etti. Nadav Lapid’i 2018’de Filmekimi’nde izlediğimiz The Kindergarten Teacher (Anaokulu Öğretmeni) filminin özgün versiyonunun yönetmeni olarak tanıyoruz.

Bu haftaki önerilerimizde dördüncü sırada yer alan film Casus (The Operative). Film, dünya prömiyerini bu sene gerçekleştirilen 69. Berlin Film Festivali’nde yapmıştı. Diane Kruger’in başrolünde yer aldığı film, kimliği açığa çıkmış bir ajan olan Rachel’ın, kendisini içerisinde bulduğu son bir görevi anlatıyor. Rachel’a bir gün telefonda iki kelime söylenir: “Baban öldü.” Bunun anlamı, Mossad ajanı olan Rachel’ın kimliğinin açığa çıkması demektir. Kendi teşkilatı için bile bir risk haline gelen Rachel, biriminin en iyi casusu olduğu için son bir görevde kullanılmak istenir. İran’da gizli bir göreve gitmek zorundadır ancak orada takip ettiği adama aşık olunca yalanlarla dolu dünyası bir kere daha alt üst olur. Kendini, sevdiğini, ülkesini ve masumların hayatını etkileyecek kararı vermesi gerekiyordur.