16.11.2019

Vizyon Menüsü – 15 Kasım 2019

Bu hafta vizyona giren filmlerden sizler için derlediğimiz iki adet yabancı, bir adet yerli yapım olmak üzere toplam üç film önermek istiyoruz.

Ve Sonra Dans Ettik

Bu haftaki vizyon haftasının en dikkate değer filmi hiç kuşku yok ki Ve Sonra Dans Ettik (And Then We Danced). Dünya prömiyerini bu sene gerçekleştirilen 72. Cannes Film Festivali’nde yapan film, ülkemizde ise ilk olarak bu sene gerçekleştirilen 26. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde seyirci ile buluşmuştu. Levan Akin’in yazıp yönettiği ve İsveç’in bu yılki Oscar aday adayı olan film, geleneksel Gürcü folkloruna uygun bir dans eğitimi alan Merab’ın, dans ekibine dahil olan Irakli ile rekabet ve arzuyu aynı anda barındıran ilişkisini konu ediniyor.

Aile geleneğinin izinde kendini geleneksel Gürcü halk danslarına adamış Merab’ın hayatı önceden belirlenmiştir. Dans partneri Mary ile mutlu ve dans dolu bir hayat sürmesi beklenir. Yetenekli dansçı Merab, yıllarını verdiği Gürcü devlet halk dansları ekibinde partneri ve kız arkadaşı Mary ile birlikte kendini kanıtlamaya çalışmaktadır. Süreç hem sert eğitmenleri hem de geleneksel dansın gerekleri yüzünden katı ve sıkıdır. Fakat bir gün prova sırasında kapıdan içeri Irakli’nin girmesiyle Merab’ın dünyası altüst olur, bu genç adam onun için artık hem bir rakip hem de arzu nesnesidir. Merab, ekibe yeni katılan yakışıklı ve karizmatik bir gence kapılınca önce çok zorlansa da sonrasında aşkı keşfeder, kimliğini ve cinselliğini bulur. 1980’lerin dans filmlerinden esinlenen Gürcü asıllı İsveçli Levan Akin’in yönettiği film dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü Bölümü’nde yaptı. İsveç’in Oscar adayı seçilen film, ABBA’dan Robyn’e ve Gürcü halk melodilerine bolca müzik ve dans sahneleriyle dolu hareketli, duygusal ve dokunaklı bir büyüme hikâyesi anlatıyor. Filmin yönetmeni Levan Akin Gürcistan’da 2013’te saldırıya uğrayan Onur Yürüyüşü’nden etkilendiğini ve film için Gürcistanlı eşcinsel gençlerle uzun söyleşiler yaptığını söylüyor.

Asfaltın Kralları

Bu haftanın vizyon menüsünde öne çıkan bir başka film ise başrollerinde Christian Bale ve Matt Damon’ın yer aldığı Asfaltın Kralları (Ford v Ferrari). Dünya prömiyerini bu sene gerçekleştirilen Telluride Film Festivali’nde yapan film, 1966 yılında, gerek araç gerekse sürücü için büyük bir dayanıklılık gerektiren meşhur Le Mans yarışında Ferrari’yi alt edecek bir araç tasarımı için Ford tarafından bir araya getirilen otomotiv tasarımcısı Carroll Shelby ile sürücü Ken Miles’ın bu süreçte yaşadıklarını anlatıyor. Öngörülü bir araba tasarımcısı olan Carrol Shelby ile korkusuz sürücü Ken Miles’ın kurumsal müdahalelere ve fizik kurallarına aykırı gelerek Ford Motor Company için 1966 yılında Fransa’da gerçekleşen 24 Saat Le Mans’ta Enzo Ferrari’nin en güçlü arabalarını geçecek devrim niteliğinde bir araba tasarlar ve olaylar gelişir.

Kraliçe Lear

Bu hafta sizler için önereceğimiz üçüncü ve son film, yönetmenlik koltuğunda Pelin Esmer’in oturduğu belgesel türündeki Kraliçe Lear. Film ülkemizdeki ilk gösterimini bu sene gerçekleştirilen 26. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapmış ve burada SİYAD “Cüneyt Cebenoyan” En İyi Film Ödülü, Yılmaz Güney Özel Ödülü ve En İyi Müzik (Barış Diri) ödüllerinin sahibi olmuştu. Kraliçe Lear, Pelin Esmer’in Oyun belgeselinde hikâyelerini anlattığı Mersin Arslanköylü tiyatrocu kadınların Toroslardaki köylere yaptıkları otuz günlük turnede Shakespeare’in Kral Lear oyununun dağ yollarında yavaş yavaş Kraliçe Lear’e dönüşmesini konu ediniyor.

2000’li yılların başında Toroslar’da bir avuç köylü kadın bir tiyatro topluluğu kurmuş, biz de bu topluluğun kurulma serüvenini, kadınların hayatlarını sahneye taşımalarını ve tiyatronun onları nasıl değiştirdiğini Pelin Esmer’in Oyun belgeselinde izlemiştik. Bu kez aynı tiyatrocu kadınlar, Shakespeare’in Kral Lear oyununu suyun bile zor ulaştığı ücra dağ köylerinde sahnelemek üzere yollara düşüyor. Uçurumlarla dolu yollarda toz toprak içinde ilerlerken, kadınların dünyasıyla Kral Lear’in dünyası iç içe geçiyor; “iyi ve kötü”, “genç ve yaşlı”, “zengin ve fakir”, “dürüst ve sahtekâr” oyunun içinden çıkıp gerçeğe karışıyor.