17.11.2017

Vizyon Menüsü – 17 Kasım

 

Let the Sunshine In / İçimdeki Güneş

Binoche Güneş Gibi, Gerisi Varsın Yansın…

İlişkilere dair iyi tespitlerde bulunan yapım, karakterlerin gerçekçi tepkileri sayesinde ayakta dursa da bir süre sonra tekrar hissi uyandırıyor. Juliette Binoche yine her zaman gibi oyunculuk dersi verirken tam bir diva edasıyla sahneyi dolduruyor. Ama sinema için yapılması gerekli bir proje olarak gözükmüyor. Belki de tiyatro oyunu olarak daha başarılı bir iş olma ihtimali çok yüksek denilebilir. Claire Denis’in en zayıf işlerinden biri olarak yorumlayabileceğimiz filmi modern kadının mutsuzluk oyunları olarak özetleyebiliriz.

Bizim Küçük Günahlarımız

Sinema Yapmanın Günah Keçiliği

Bir nevi kesişen hayatlar filmi diyebileceğimiz Bizim Küçük Günahlarımız görsel açıdan tatmin etmekten yoksun yapısıyla, bir nevi konuşan kafalar filmi olarak vizyondaki yerini alıyor. Prodüksiyon kalitesi olarak ne yazık ki Türkiye standartlarının bile altında kalan film, haftanın en zayıf halkalarından biri olarak dramın yükünü kaldıramıyor.

Ayaz

Zaman Uçar, Tortusu Kalır

Münferit adlı filmiyle sinema dünyasının dikkatini çeken Dersu Yavuz Altun geçen yılların ardından sinemaya geri döndü. İlk gösterimini Suç ve Ceza Film Festivali’nde yapan yapım, ne yazık ki Münferit’in kalitesinden uzak bir yapım olarak dikkat çekiyor. Hikâyesindeki unsurları dağınık bir şekilde ortaya saçan senaryosu ve görsel olarak albeniden uzak oluşu filmin en büyük defoları diyebiliriz.

Beginner

Akıl Yaşta Değil Baştadır

60 yaşında taksi şöforlüğü yapan bir adamın İngilizce öğrenme çabalarına odaklanan yapım, Güven Kıraç’ın oyunculuğuna sırtını dayıyor. Yönetmenlik olarak kimi sorunları olsa da iyi niyetli destek verilmesi gereken Türk filmi projelerinden biri olarak yorumlanabilir. En son Boğaziçi Film Festivali’nde yarışacak olan yapım, vizyonla beraber yarışmalarda boy göstermeye devam ediyor.

Seni Gidi Seni

Komik Bile Olamayan Zayıf Halka

Seksenlerin Bayrampaşa’sının resmini çizmeye çalışan Sibel Tunç yönetmenliğindeki yapım, ne yazık ki komedi filmi olmasına rağmen pek komik öğelere sahip olamamasının sorunlarını yaşıyor. Haftanın komedi filmleri arasında tercih olarak geri planda kalan yapım, kalitesiz işlerden biri olduğunun farkında olmasına rağmen bunu seyirciye yansıtmamaya çalışıyor. Pek tavsiye edemeyeceğim.

The Snowman / Kardan Adam

Kışın Eriyen Kardan Adam

“Let the Right One In” ve “Tinker, Tailer, Soldier, Spy” gibi başarılı filmlere imza atan Tomas Alfredson başarısız bir gerilimle geri dönüyor. Yapım sırasında yapımcıyla büyük sorunlar yaşayan Alfredson, filmini tam anlamıyla tamamlayamadığını açıklamıştı. Bu yüzden de filmde bolca kopukluklar mevcut. Michael Fassbender hayranlarını üzecek bir gelişme olsa da, Fassbender’in son dönemdeki kötü film seçimleri konusunda belki aklı başına gelebilir.

Sen Kiminle Dans Ediyorsun?

Sus ve Dans Et!

Senaristliğiyle popüler olan ve daha sonrasında yönetmenliğe adım atan Burak Aksak, beşinci filmiyle seyirci karşısına çıkıyor. Genelde komedi türünde örnekler veren Aksak, sırtını yasladığı Binnur Kaya’ya güveniyor. Yurt dışında benzerlerini gördüğümüz dans filmlerine komedi sosu ekleyerek servis eden Sen Kiminle Dans Ediyorsun? Haftanın makul komedi tercihlerinden biri olarak yorumlanabilir.

 

The Little Vampire 3D / Küçük Vampir

Miniklere Vampirler…

Bir döneme damga vuran Küçük Vampir serisi günümüzde üç boyutlu bir animasyon olarak sinemalardaki yerini alıyor. Hedef kitlesi olarak çocukları seçen yapım haftanın happy meal menüsünde çocukları mutlu edebilecek unsurlar taşıyor. Korku türü gibi görünse de farklı erdemlere yoğunlaşan yapım, izleyiciler için günü kurtaracaktır.

Justice League / Justice League: Adalet Birliği

Seni Seçtim Superman! Ya da Batman! Ya da Hangisi Olursa…

Marvel’in en büyük rakibi DC de sonunda süper kahramanlarını toplayarak süper güçler savaşına dahil oldu. Bir nevi süper kahraman açık büfesi diyebileceğimiz yapım, yeni kahramanlarıyla ilgi çekici olmayı başarıyor. Aksiyonun bir süre sonra göz yorduğunu garanti eden yapım, bir yerden sonra zombi filmi donelerine yenik düşüyor. Süper kahramanların solo filmlerinin başarılı olduğu teorisi üzerinden gidersek ne yazık ki toplu kahraman gösterisinin katalog gibi görünmesinden öteye gidemeyeceğini anlamak zorunda kalıyoruz.

 

ŞEFİN TAVSİYESİ

Killing of A Sacred Deer / Kutsal Geyiğin Ölümü

Gerilimin Lanthimos Hali…

Sinemanın yaramaz çocuklarından Yorgos Lanthimos yeni filminde Hollywood’un iki saygın oyuncusu Colin Farrell ve Nicole Kidman’ı filmin başrolüne yerleştiriyor. Yönetmen yine kendine has distopik bir dünyada zor duruma düşen bir ailenin kaderiyle yüzleşmesine izleyiciyi davet ediyor. Filmin distopik dünyası adeta gerçekliğin içine yedirilerek sonuna kadar inandırıcı olmayı başarıyor. Oyunculukların kimi anlarda yapay durmasına rağmen filmin kendi dünyası içinde tutarlı durmasıyla bu dengesizlikler dengeliymiş gibi görünmeye başlıyor. Film bir keman yayıymışçasına gerilirken, biraz fazla yerinde müzik kullanımıyla gerilim üst düzeylere çıkartılıyor. Ruhunuzu teslim etmek üzereyken film bir anda tahmin edilebilir rotada güvenli noktaya doğru sapıyor. Bu durum da filmin çok üst noktalara çıkabilecekken durmasına vesile oluyor. Lanthimos’un belki en iyi filmi değil ama yine de başarılı bir iş olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Filmin yıldızı ise Barry Keoghan oluyor. Genç oyuncu tek başına tüm filmi sürüklerken adeta yıldız isimlerden rol çalıyor. Alicia Silverstone’u da yıllar sonra önemli bir filmde görmek açıkçası beni şaşırttı ve sevindirdi.