01.11.2018

Vizyon Menüsü – 2 Kasım

Bu hafta vizyona giren yedi filmden sizlerin beğeneceğini umduğumuz üç adet yabancı yapım önermek istiyoruz.

Halil ŞİMŞEK

Climax

Bu haftanın vizyon menüsünde kendine yer bulan ilk yapım ülkemizde oldukça ilgiyle beklenen bir film olan Gaspar Noé başyapıtı Climax. Yönetmenin merakla beklenen ve oldukça olay yaratıp seyirciyi ikiye bölen filmi dünya prömiyerini bu sene gerçekleştirilen 71. Cannes Film Festivali’nde yapmıştır. Ülkemizde ise ilk olarak bu sene gerçekleştirilen 25. Uluslararası Adana Film Festivali’nde seyirci ile buluşan film, ayrıca geçtiğimiz ay gerçekleştirilen Filmekimi 2018’de İstanbul seyircisi ile buluşmuştu. Festivalde biletleri dakikalar içinde tükenen ve birçok sinemasevere bilet alma sürecinde sinir harbi yaşatan film, geçtiğimiz hafta Başka Çarşamba kapsamında ön gösterimde sinemaseverler ile buluşmuştu ve o gösterimlerin de tüm biletleri tükenerek Başka Çarşamba’da tüm zamanların seyirci rekorunu kırmıştı.

Gerçek bir haberden esinlenerek “rüya ve kâbuslarını” perdeye yansıtan Noé, son filminin merkezine bu kez dansçıları yerleştiriyor. “Cehennemvari bir sinemasal dans partisi” olarak tanımlanan film, sapa ve boş bir okul binasında provalarını gerçekleştirmek için buluşan yirmi kişilik bir dans grubunun düzenlediği partinin kontrolden çıkmasıyla gelişenleri anlatıyor. Dansçılar, son provalarını yaptıktan sonra beklenmedik bir gelişmeyle Noé tarzı olaylar birbirini kovalıyor. Paris’te dans savaşlarından dansçı-müzisyen Kiddy Smile tarafından seçilen dansçıların rol aldığı film sinemaseverlerin bu hafta adeta akın edeceği film olarak menünün en tepesinde parlıyor. Filmekimi ve Başka Çarşamba’da kaçıranlara duyurulur.

Tutsak (Bel Canto)

Bu hafta vizyon menümüzde yer alan ikinci film ise Tutsak (Bel Canto) adlı yapım. Oyuncu kadrosunda Julianne Moore’un yer aldığı ve Ann Patchett’in çok satan romanından uyarlanan film, Japon endüstri devi Bay Hosokawa’nin düzenlediği özel bir partide konser vermek üzere Güney Amerika’ya seyahat eden ünlü soprano Roxanne Coss’un dramatik aşk hikâyesini anlatıyor.

Diplomat ve politikacılardan oluşan seçkin kalabalık bir araya geldikten sonra partinin verildiği malikâne, tutuklu arkadaşlarının salıverilmesini isteyen bir grup gerilla tarafından ele geçirilir. Tehditler savrulur ve hayatlar kaybedilir. Gerilla ve polis arasında sıkı bir pazarlık başlarken beklenmedik bir şey olur: Apayrı diller konuşan, dünyaya bambaşka gözlerle bakan rehinelerle gerillalar arasında bütün farklılıkları aşan bir dil gelişerek, umulmadık bağlar kurulmaya başlamıştır. Diğer filmler arasında geride planda kalsa da haftanın izlemeye değer bir yapımı olarak Tutsak’ı önerebiliriz.

Bohemian Rhapsody

Bu haftanın vizyon menüsünde kendine yer bulan üçüncü ve son yapım ise Bohemian Rhapsody adlı film. Biyografi ve müzik türündeki film, 60’lı yılların sonunda Londra’da kurulan ve tüm zamanların en efsanevi gruplarından birine dönüşen Queen’in ikon haline gelmiş solisti Freddie Mercury’yi ve Mercury’nin liderlik ettiği grubun Live Aid konserine kadar ilerleyen sürecini ele alıyor.

Queen grubuna, müziklerine, klişelere meydan okuyan ve kuralları yıkarak dünyanın en sevilen sanatçılarından biri haline gelen ikonik solistlerine bir saygı duruşu niteliği taşıyan film seyircisine nostaljik bir tur vaat ediyor. Film, simgeleşmiş şarkıları ve devrimci sesiyle grubun meteorik yükselişine, Mercury’nin yaşam tarzının kontrolden çıkması ile çıkan iç çatışmaya ve yaşamını tehdit eden hastalığına rağmen Mercury’nin rock müzik tarihinin en büyük performanslarından birinde gruba liderlik ettiği Live Aid konserinin arifesinde muzaffer birleşme sürecine yayılıyor. Bu süreçte de, her zaman bir aile gibi olan ve günümüzde dışlanmışlara, hayalperestlere ve müzikseverlere ilham vermeye devam eden bir grubun mirasını süslüyor. Eskileri yad etmek isteyen ve müzik dolu bir yolculuğa çıkmak isteyen sinemaseverlere duyurulur.