08.03.2019

Vizyon Menüsü – 8 Mart

Mart ayının ikinci vizyon haftasında menümüzde öne çıkan ve sizlerin beğenisine sunacağımız filmlerle karşı karşıyayız. Bu hafta vizyona giren filmlerden sizlerin beğeneceğini umduğumuz dört adet yabancı, bir adet ise yerli yapım önermek istiyoruz.

Bu haftanın vizyon menüsünde sizlerin beğenisine sunduğumuz ilk film Herkes Biliyor (Todos lo saben – Everybody Knows). Jodaeiye Nader az Simin (A Separation – Bir Ayrılık) ve Forushande (The Salesman – Satıcı) ile iki kez Oscar kazanan İranlı başarılı yönetmen Asghar Farhadi’nin İspanyolca çektiği ilk film olan ve dünya prömiyerini geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 71. Cannes Film Festivali’nde yapan film, ülkemizde ise ilk olarak, geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 55. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde seyirci ile buluşmuş ve festivalin açılış filmi olmuştu. Ustalığını konuşturduğu ahlaki seçimler ve aile dramı alanına bu kez psikolojik gerilim ve gizemi de katan Farhadi’nin bu sekizinci uzun metrajlı filmi, Madrid’de geçiyor ve diyaloglarının tamamı İspanyolca. Film, Buenos Aires’te yaşayan bir kadının çocuklarıyla birlikte İspanya’ya gidişi ve eski tanıdıklarının da karıştığı olayların ortasında kalışını anlatıyor. Buenos Aires’te yaşayan Laura, kız kardeşinin düğünü için çocuklarıyla birlikte İspanya’daki köyüne gider. Bu mutlu buluşma aile ve eski tanıdıklarla birlikte kutlanırken Laura’nın büyük kızı kaçırılır. Bu gerilimli günlerde hem aile fertleri hem de köy ahalisi arasındaki gerginlik ve kimi sırlar su yüzüne çıkar. İspanya’da çektiği bu filmde Farhadi’nin meselesi, kaçırılma olayı ve ”mutsuz aile” fertleri arasındaki olayların yanı sıra, önceki filmlerinde olduğu gibi karakterlerin karmaşık geçmişleri ve arzuları. Görüntü yönetimiyle dikkat çeken filmin müziklerini ”Mujeres de Agua” projesiyle 2011’de İstanbul Caz Festivali’ne konuk olan Javier Limón besteledi. Farhadi hayranlarına duyurulur.

Bu haftanın vizyona menüsünde kendine yer bulan ikinci fillmimiz ise Woman at War (Kona fer í stríd). Dünya prömiyerini geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 71. Cannes Film Festivali’nin Eleştirmenler Haftası bölümünde yapan ve burada SACD Ödülü‘nün sahibi olan film, ülkemizde ise ilk olarak, geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 25. Adana Film Festivali’nde seyirci ile buluşmuştu. Hross í oss (Of Horses and Men – Atlar ve İnsanlar) filmi ile tanınan Benedikt Erlingsson’un ikinci uzun metrajlı filmi olan ve Variety dergisi tarafından ”küresel meseleleri hem mizah hem de tatminkar bir adalet hissiyle ele alan, zekice yapılmış, insanı iyi hissettiren ender filmlerden” sözleriyle övülen film, İzlanda’nın el değmemiş dağlık bölgelerinde geçiyor ve yerel alüminyum endüstrisine karşı amansız bir savaş açan Halla’nın bir mektubun akabinde almak zorunda kaldığı kararı konu ediniyor. Filmin kahramanı, yöresindeki alüminyum tesislerine tek başına savaş açan, ancak evlat edinme başvurusu kabul edilince dünyası sarsılan, ”Dağların Kadını”, çevreci aktivist Halla. Halla, sessiz sakin bağımsız bir kadın ile tutkulu bir çevre aktivisti arasında gidip gelen çifte bir yaşam sürmektedir. İçindeki tutkulu, gözü kara kadını dinler ve bir gün gizlice yerel alüminyum endüstrisine savaş açmaya karar verir. Halla’ın eylemleri ses getirmeye başladıkça ise işler onun için çıkmaza girer. En etkili operasyonuna başlamaya hazırlanırken aldığı bir mektupla her şey tersine döner; çocuk evlat edinmek için yaptığı başvuru kabul edilmiştir. Halla, çevre için oynadığı kurtarıcı rolünü anne olmak için terk etmeye hazırlanırken bir yandan da alüminyum endüstrisini derinden yaralayacak son bir saldırı planlamaktadır. Kuzeyli mizahı küresel dertler ve adalet duygusuyla birleştirirken olağanüstü manzaralar eşliğinde sunan film, yönetmeni Erlingsson’un tarifiyle ”macera gibi anlatılan bir kahramanlık hikâyesi; gülümseyerek anlatılan ciddi bir masal.”

Bu haftanın en beklenen filmlerinden biri olan ve vizyon menümüzden önereceğimiz üçüncü film Captain Marvel. Brie Larson’ın Carol Denver yani namıdiğer Captain Marvel’a hayat verdiği film, 90’ların ortasında dünyanın iki farklı uzaylı ırkının galaktik savaşı ortasında kaldığı zamanda karakterin kendi geçmişini ve kim olduğunu keşfederek evrenin en güçlü kahramanlarından birine dönüşme hikâyesini ele alıyor. 1990’lı yıllarda geçen hikâyede, iki uzay ırkı arasındaki bir savaş dünyaya kadar ulaşırken evrenin en güçlü kahramanlarından biri haline gelen Carol Danvers küçük bir müttefik grubunu ve kendisini bir girdabın ortasında bulur ve olaylar gelişir. Marvel hayranlarına duyurulur.

Bu haftanın vizyon menüsünden sizlere önereceğimiz dördüncü film ise Arada (Di Navberê De). Film ülkemizde ilk olarak, geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 25. Adana Film Festivali’nde seyirci ile buluşmuştu. Film, bildiği iki dili de tam anlamıyla kullanamayan, ikisinin arasında sıkışıp kalmış Osman’ın bu durumdan kurtulmak için başvurduğu yolları konu ediniyor. Osman, ana dili Kürtçeyi konuşamayıp anlayan, ikinci dili Türkçeyi de anlayamayıp konuşan birisidir. Bu özelliğinden dolayı zaman içinde iki işi aynı anda yapamaz hâle gelir. Çalışırken müşterilere cevap veremediği gibi arkadaşlarıyla kahve içerken sohbete katılmayı da beceremez. Evlenmek istemesine rağmen bu sorunundan dolayı görüştüğü kadınlarla kalıcı bir ilişki kuramaz. Osman’ın hayatı, bir müşterisinin onu bu takıntıdan kurtarabileceğini söylemesiyle değişmeye başlar ve olaylar gelişir.

Bu hafta sizlere önereceğimiz beşinci ve son film de Papillon. Film, dünya prömiyerini iki sene önce gerçekleştirilen 42. Toronto Film Festivali’nde yapmıştı. Başrollerini Steve McQueen ve Dustin Hoffman’ın paylaştığı 1973 yapımlı Papillon’un yeniden uyarlamasında, bu kez başrolleri Charlie Hunnam ve Rami Malek paylaşıyor. Gerçek bir hayat hikâyesine dayanan film, suçsuz olduğu halde mahkûm edilen Henri Papillon Charriere ve yüksek güvenlikli hapishanede tanıştığı banker Louis Dega’nın kaçış üzerinden başlayan dostluğu ve firarın imkânsız olduğu bu hapishaneden kurtulma çabalarının dönüştüğü macerayı ele alıyor.