03.06.2016

Vurgun: Başarısız Bir ‘Başarısız İkili’ Formülü

the trust

Benjamin Brewer’ın yazdığı ve kardeşi Alex Brewer ile beraber yönettiği Vurgun (The Trust), başrollerini Nicholas Cage ve Elijah Wood’un paylaşmasından dolayı bu haftanın öne çıkan filmlerinden biri gibi duruyor. Film, Türkçe çevirisindeki gibi bir “vurgun”u anlatıyor. Las Vegas Polis Departmanı’nda rutin işlerde görevli iki polis memuru, Jim Stone (Nicholas Cage) ve David Waters (Elijah Wood), tesadüfen ulaştıkları gizli bir bilgiyle, uyuşturucuyla bağlantılı bol miktarda yasadışı paranın kokusunu alarak işe koyuluyor ve macera başlıyor.

Vurgun’un temel eksiğini en başta belirtmek gerekirse; gerilim ve heyecanı aynı anda hissettirmeye çalışan filmin seyirciye geçebilecek bir enerjisi yok! Yani, karakterleri kanlı canlı hale getirebilecek bir senaryo, suç ve gerilim dolu öyküyü sürükleyebilecek bir kurgu ya da özdeşlik kurabileceğimiz bir oyunculuk yok filmde… Aslında, çok da yabancısı olmadığımız, işlemesi mümkün bir formül var: Genç, vicdanını duyabilen, akılcı olabilen bir polisle; kuralları ve prensipleri olmayan, rahat tavırlı, orta yaşlı bir polisin beraber çalışmaya çalışması… Oldukça müsait olmasına rağmen, farklı kişiliklere sahip iki kafadarın çatışmasından izleyiciyi filme bağlayabilecek bir enerji çıkmamış. Çünkü öykü, kuru bir formülün dışına çıkmaksızın kameraya alınmış. Şaşırtmayan diyaloglar, esprinin-sakarlığın devreye gireceği yerler, müziğin girmesi gereken bölümler… bir denklemin x ve y’sinden fazlası değil. “Formül”ün bu kadar belirgin olması ise -yönetmenlerin sektörde yeni olmasından dolayı taşları yerine oturtamadığı da düşünülürse- “etki”yi geri plana itiyor.

Nicholas Cage’in sinsi ve özgüvenli bir polis tiplemesini boyutlandıramayan “memur oyunculuğu” ve Wood’un sürükleyemediği “vicdanı ve çıkarları arasında kalmış polis tipi” vasat diyaloglarla birleşince, film bir oyunculuk provasına dönüşüyor. Son dönemde etkisiz işlerde görmeye alışık olduğumuz Nicholas Cage, seyirciyi germek ve güldürmek arasında kalmış Jim rolünde inandırıcı, çekici ya da itici olamıyor. Rolünü hissedemediğini belli ediyor ve dışa vurduğu, deneyimli bir oyuncunun yorgunluğu oluyor. Böylece, parodi unsurlar eklenerek absürt bir macera olarak değerlendirilebilecek ya da ciddi bir karakter çalışmasıyla şık bir tek mekân gerilimi olabilecek öykü, formül ağırlıklı senaryo ve etkin olmayan oyunculuklarla beraber ikinci sınıf bir suç filminin ötesine geçemiyor.

Aslında filmin, belli bir duyguyu yakalamayı başardığı, gerilim ve gizemi bir nebze yaratabildiği bir bölüm var ki o da filmin ikinci yarısına denk geliyor. İkilinin yüzlerine bulaştırdığı bir rehin alma operasyonuyla başlayan, “yükte hafif pahada ağır” bir hazinenin saklı olduğu kasayı açmaya çalışmalarıyla devam eden ve ikili arasındaki anlaşmazlıktan oluşan bir entrikanın ağırlıkta olduğu bu bölüm, yer yer etkili… Bu sekanstaki tek mekân gerilimi; mavi, kırmızı, sarı, beyaz renklerin-ışıkların ağırlıkta olduğu planlarla, yakın plan çekimler ve hareketli kamerayla bir sinema duygusu yaratma çabasının ürünü… Dekorun, ışığın, kameranın iyi kullanıldığı bu bölüm, daha inandırıcı bir entrika ve katmanlı bir olay örgüsüyle, yapımı iyi bir suç filmine dönüştürebilirmiş aslında.

Fakat amacı izleyiciyi bu bölüme hazırlamak olan ve üzerine düşünülmemiş diyalogları, özen gösterilmemiş kurgusuyla “gereksiz” bir “ilk bölüm”e sahip olan filmin heyecan-gerilim duygusunun saklı olduğu ikinci kısmı da Vurgun’u kurtarmaya yetmiyor. İddia edilebilir ki, ikincisi daha iyi olan iki ayrı film çıkıyor ortaya. Seyirciyi düşündürmeye yönelik psikolojik boyutu sonradan devreye sokmaya çalışan yönetmenler, sonuç olarak, bağlantı noktaları ve formülü fazlaca görünür olan başarısız bir denkleme imza atıyor. Sürpriz son yaratma amacıyla hazırlansa da klişe olmaktan kurtulamayan sonunu saymazsak, ikinci bölümü için filme bir şans verilebileceğini söylemek mümkün. Kötü filmlerden de cımbızla çekilebilecek iyi sahneler, mesajlar olabileceğini düşünen sabırlı izleyicilerdenseniz, neden olmasın?..