15.05.2016

When Marnie Was There: Ben Büyürken

Sinemada büyüme öyküleri (coming of age) çoğu zaman ergenlik dönemi ve bu dönemin bunalımlı günlerine eğilir. Zaten büyümekten kasıt da çocukluktan çıkmak, sorumluluk sahibi birer birey haline gelmeye doğru yelken açmak, ne istediğimize ve çoğunlukla ne istemediğimize odaklanmaya başlamak değil midir? Tabii tüm bunların yanında özel hayatımızın farkına varmamız da ayrı bir çeşitlilik getirir hayatımıza. Sinema, öykü olarak bu dönemi sever. Dolayısıyla gerek ilk aşk, gerek aile ve çevre ile çatışma gerekse iç dünyamızın farkındalığıyla baş etme çabaları büyüme öykülerinin temelini oluşturur.

Studio Ghibli’nin son animasyon çalışması olarak adı geçen When Marnie Was There (Omoide No Mani/ Marnie Oradayken) tam da yukarıda saydığımız türün içine dahil edebileceğimiz bir film. Yönetmen Hiromasa Yonebayashi, birçok bildiğimiz animede çalışmış (Spirited Away, Princess Mononoke) ve kendi animasyonu Arrietty’den (2010) sonraki filmi de When Marnie Was There olmuş.

Joan G. Robinson’ın aynı adlı romanından uyarlanan filmin ilk karelerinden itibaren içe kapanık ve çevresiyle pek anlaşmak gibi bir niyeti de olmayan Anna ile tanışıyoruz. Anna, film boyunca yaşadıklarına bizi ortak ederken biz de onun bildiği veya anladığı kadar anlamlandırıyoruz yaşadıklarını. Anna gözüyle bakıyoruz etrafa. Filmin daha ilk dakikalarından izleyiciye hissettirilen “gizem” gittikçe daha koyulaşıyor ve seyircinin de aynı Anna gibi kafası karışıyor.

Bir okul dönemi daha sona erdikten sonra biraz da hava değişiminin iyi olacağı temmenisiyle şehirden kırsala gönderilen Anna için o anlardan itibaren başkalaşım kendini hissettirmeye başlıyor. Kendi içe kapanık dünyasının tam zıttının dışavurumu olan yanına gittiği aile, Anna için ilk değişim oluyor. Çünkü Anna ne kadar içe dönükse yanında kalacağı aile o kadar dışa dönük. Onlarla iletişiminde sorunlar yaşasa da içinde yaşadığı ve bir nevi büyüttüğü gizemin tam karşılığını terk edilmiş bir ev ve penceresinde görünen gizemli bir kızda buluyor Anna. İşte buradan itibaren film normal bir büyüme öyküsünden sıyrılıp paranormal bir kisveye bürünüyor. Yer yer gerilime dahi yaklaşan öyküsü, geçmişin hayaletleri, zamansal paradoks, sır saklayan gizemli kişiler gibi unsurlarla izleyicinin ve Anna’nın merakını ayakta tutuyor. Hem bir dostluk hem de çözülmesi gereken bir bilmece öyküsü gibi işlemeye başlıyor film.

Zaman aktıkça geçmişin izlerini takip eden Anna, kendi dünyası ile ilgili de birçok kapıyı aralıyor. Böylece kendi geçmişini de öğreniyor. Şehirden uzaklaşıp hava değişimi için gittiği doğa ile iç içe olan kasabada Anna kendini buluyor.

When Marnie Was There, izleyiciye bilinmeyen bir öykü sunan bir film değil. Hatta anlattığı hikâyenin çözülüşünde bağlanan noktalar çok bilindik. Ancak yine de yer yer ulaştığı psikolojik gerilim, yarattığı doğanın atmosferine o kadar ters ki izleyici daha naif bir öykü beklerken bazı noktalarda ters köşe etkisi yaratabiliyor. Çizdiği yeşil ve mavinin iç içe geçtiği o güzelim doğanın içine yerleştirdiği psikolojik gerilim unsurları, filmi daha çekici hale getiriyor. En azından bu açıdan bilindik sularda yüzmediğini söyleyebiliriz.

Nihayetinde When Marnie Was There filmine Anna ile Marnie arasındaki bağın hikâyesi olarak bakabiliriz. Ancak onların bağı dostluktan daha öte diyerek filmi izleyecek olanlara aralık bir kapı da biz bırakalım.