28.05.2017

ELEŞTİRİ: White Bird in a Blizzard

Ali ÇALIŞKAN

Queer sinema örnekleri ve gençlik filmleri arasında mekik dokuyan,  Amerikan bağımsız sinemasının hakkı pek teslim edilmemiş temsilcisi Gregg Araki’nin bu yeni filmi, özellikle, şu sıralar pek popüler olan iki başrol oyuncusu Eva Green ve Shailene Woodley’in varlığıyla bu yılın en merak edilen filmlerinden birine dönüşmüştü. Bir Gregg Araki sever olarak hemen söylemem gerekirse, White Bird in a Blizzard belli açılardan oyalayıcı bir film. Yine, örneğin son filmi “Kaboom”daki  gibi gençlik filmi konseptinin kalıplarında gezinen bir hikaye sunuyor Araki. Bu sefer Connor ailesinin yaşamından bir kesit izliyoruz. Ailenin annesi,  liseli Kat’ı ve babasını bir başına bırakıp terk ediyor filmin başlarında. Yönetmen hem bu kayıp öyküsünü hem de Kat’ın ‘kendi dünyasını’, ailenin içindeki çatırdamalara yer vererek ve sıkça geri dönüşlere başvurarak anlatıyor. 

Araki filmlerinde genelde iddiasız ama izleyiciyi kolayca içine alabilen bir görsel estetik vardır. Yönetmen, izleyiciye yine ‘izlenebilirlik’ oranı yüksek bir film sunuyor aslında. Kendisinin ‘bağımız ruhunu’ koruduğunu görüyoruz. Ama filmin gerçek anlamda tatmin ettiğini söylemek zor. Öncelikle Araki’nin “Smiley Face” ya da “Kaboom”undaki muzip ve mizah dolu tavrından burada eser yok. Araki, film boyunca ciddi bir anne-kız öykü yaratmaya çalışsa da maalesef önceki filmlerinin rahat/eğlenceli tonunu yakalayamıyor.  

Annenin öyküsü de ayrı bir mesele. Karakterin aniden ortadan kaybolmasını, Thomas Jane’nin canlandırdığı polis karakterinin hikayeye dahil olmasıyla hafif bir polisiye havaya sokmaya ve geri dönüşlerle bir yapboz duygusu vermeye uğraşıyor Araki.  Ama ne bu kayıp öyküsü, ne de baş karakterin ailesi ya da kendi içindeki sorunlarla boğuşması ilgi çekici bir biçimde anlatılıyor. Cinselliğe adım atış, ailevi çatışmalar, ‘cool’ arkadaş muhabbetleri bir yere kadar taşıyor filmi. Araki kısa süre içinde her şeyi çarçabuk anlatıp, ‘düğüm’ü finale doğru kolaycı bir yolla çözmeye çalışıyor.  

Shailene Woodley’nin bedenini de cesurca sergilediği performansı gayet iyi. En azından senaryoda pek fazla geliştirilememiş bir karakteri kendi çapında toparlıyor. Meşhur “Oz” dizisinden tanıdığımız, baba rolündeki Christopher Meloni’nin ise oyunculuk açısından bir sıkıntısı yok. Yan karakterlerde filme belli bir renk katmaya çabalasa da yeterli olamıyor maalesef… Eva Green’in performansı ise filmin en büyük handikabı. Seksi femme fatale modundan kurtulamamış Green, filmdeki karikatürize performansıyla anne karakterinin problemli dünyasına hiçbir şey katamıyor ve kariyerinin en kötü işini çıkarıyor belki de. 

Üstelik hikayenin kilit noktasında duran bir karakteri canlandırdığı düşünüldüğünde aktrisin bu karakter için yanlış bir seçim olduğu göze çarpıyor. Araki’nin Green’li sahneleri azaltması ya da karaktere sadece giriş ve finalde yer verip ‘gizemli’ bir hale getirmesi filmin yararına olacakmış kısacası. Yani White Bird in a Blizzard, “Mysterious Skin”, “Splendor”, “The Doom Generation” gibi en iyi Araki filmlerinin düzeyinde bir iş değil. Pek beğenilmeyen son filmi “Kaboom”ın bile gerisinde. Ama yine de filme ‘kötü’ tanımını yapmak haksızlık olur. En azından bu Araki’nin tarzını koruduğu ve onun takipçilerinin keyifle izleyeceği bir çalışma, kusurlarına rağmen… Shailene Woodley’in de ‘iyi’ bir aktris olacağının sinyallerini verdiği bölümlere sahip. Woodley hayranları sadece bu yüzden bile görebilir filmi. Araki sinemasını merak edenlerin ise “The Doom Generation” veya “Totally F***ed Up”  ile başlamasını önerebiliriz.