07.05.2016

TERS AÇI: Yağmur–Kıyamet Çiçeği ve SİYAD Ödülü Meselesi

21. Adana Altın Koza Film Festivali’nde Reha Erdem’in jüri başkanlığı yaptığı seçici kurulun kararları çok tartışıldı. Derviş Zaim’in yönettiği “Balık”, ben dahil olmak üzere çoğu sinema yazarının nezdinde yarışmada ödülü kazanacak film olarak görülüyordu, zira bu yılki yarışma filmleri genel olarak tatmin edicilikten çok uzak yapımlardı. Gecenin sonunda bir gişe filmi olan Deniz Seviyesi’nin toplamda 6 ödüle ulaşması tartışmaların odak noktası olurken esas tartışma sinema yazarları arasında Elif Tunca, Murat Özer ve Selim Eyüboğlu’ndan oluşan SİYAD jürisinin ödülü Yağmur – Kıyamet Çiçeği filmine vermesiydi.  Gösterilen tepkinin boyutu ve bazen hakarete varan yönü beni çok rahatsız edince bu yazıyı yazmak istedim. Çünkü geçtiğimiz yıl Altın Portakal Film Festivali’nde Atilla Dorsay, Engin Ayça ve Ali Ulvi Uyanık’tan oluşan SİYAD jürisi, eleştirmenlerin çok sevdiği “Kusursuzlar” yerine Serdar Temizkan’ın “Kutsal Bir Gün”ünü ödüllendirdiğinde bu denli kıyamet kopmamıştı. Oysa Kutsal Bir Gün’ü de çoğu eleştirmen sevmemişti. Bunun nedeni Kutsal Bir Gün’ün Yağmur – Kıyamet Çiçeği kadar popüler bir film olmaması mıydı (ki film vizyona bile girmedi) yoksa jürideki isimlerin ustalığına laf etmemek için miydi bilinmez.

Öncelikle 12 yarışma filminin tek tek SİYAD’a göre “En İyi Film” ödülünde ne kadar şansları vardı ona bakalım. Firak ve Yola Çıkmak filmleri yarışmanın açık ara en kötü filmleriydi ve festival boyunca hem sinema yazarları hem izleyici nezdinde eleştirilmeye devam etti. Beni Sen Anlat ve Gittiler: Sair ve Meçhul filmlerinin de bu iki filmden sonra yine “kötü” filmler olduğuna dair herkes hemfikir. “En İyi Film” ödülünü alan Toz Ruhu’nu birkaç kişi sevip iyi olduğunu söylese de genel anlamda eleştiriler “Filmin iyi bir karakter yarattığı fakat konusunu geliştiremediği” üzerineydi. Festival boyunca sürekli söylenen “senaryo sorunu içeren filmler” klasmanına dahil edeceğimiz bir filmdi. Nergis Hanım’ın “10 dakikalık bir kısa film fikrinden 90 dakikalık uzun metraj çıkarma” hevesi güttüğü söylendi ve vasat bulundu. Neden Tarkovski Olamıyorum ve İçimdeki Balık’ın ise iyi bir fikre ve karaktere sahip olan çıkış noktasını aynı şekilde sürdüremediği birçok eleştirmen tarafından defalarca dile getirildi. Deniz Seviyesi’nin zaten 6 ödül kazanmasına gösterilen tepkilerden ve Silsile’nin de vizyon yüzü görmüş bir film olduğu için SİYAD ödülünü alamayacağını varsayarsak geriye kalıyor Yağmur – Kıyamet Çiçeği ve Balık.

Festival boyunca Derviş Zaim bir yana, diğer yönetmenler bir yana gibi bir tutum vardı. Sanki profesyonel amatörlere, usta çıraklara karşı gibi. Evet, Derviş Zaim’in “Balık” filmi izlenen onca kötü filmden sonra ilaç gibi geldi. Fakat sevdiğim bir sinema yazarının söylediği gibi “Balık’ı bir Derviş Zaim filmi olduğunu bilmeden izleseydik, yine de beğenir miydik?” sorusunun yanıtı şüpheli. Yani ortada iyi bir film olduğu söylenebilir fakat aslında başından beri düşündüğümüz, yarışmanın favorisi olacak kadar güçlü bir film yok ortada. Öyle olsaydı SİYAD jürisi bence “Bir Derviş Zaim Filmi!”ni mutlaka ödüllendirmek isterdi.

Yağmur – Kıyamet Çiçeği’ne baktığımızda ise genelde tartışmaların odak noktası “Kazım Koyuncu’nun filmde kullanılış şekli” idi. Film, beklenildiği gibi bir Kazım Koyuncu biyografisi değil, Koyuncu’yu da içinde barındıran üç karakterin kesişen hayatları ekseninde dönen bir hikayeydi. Filmin çok fazla ünlü barındıran oyuncu kadrosuyla, müzik kullanımının yoğunluğuyla ve olaylar silsilesini ele alış şekliyle dizi kafasında olduğunu söyleyenlere ya da fahişeye aşık saf genç hikayesinde bir yenilik bulamayanlara hak vermek mümkün olabilir fakat kalite olarak dizi standardında olduğunu söyleyen varsa filme büyük haksızlık etmiş olur. Çünkü Yağmur – Kıyamet Çiçeği, Kelebeğin Rüyası’ndan sonra ana akım filmler içerisinde gördüğüm en iyi prodüksiyona sahip. Yavaş yavaş “ilk film” mezarlığına dönen sinemamızda böyle bir çıkışın gözden kaçırılması veya yok sayılması ayıp olurdu. Hikayesi yok denilen diğer yarışma filmlerine göre aşk, futbol ve siyaset üçgeninde ilerleyen sürükleyici bir hikayesi, Flash Tv ve Samanyolu Tv estetiğinde diye dalga geçilen yapımlara kıyasla da net bir sinema duygusu vardı. En basitinden deniz kenarında bekleyen bir adamın sadece yüz ifadesini almak için bile havadan jimmy jib indirerek sahile kadar yaklaşan bir açıyla hangi yönetmen uğraşır? Stadyum sahneleri de olmak üzere film bunun gibi uğraşılmış sahnelerle örülüydü. Üstelik 120 dakikalık bir süresi, iyi oynanmış karakterleri ve zaten mevcut yüzlerce detay planı varken.

Ödül töreni esnasında birkaç sıra yanımda oturan bir sinema yazarının Siyad jürisiyle Adana izleyici ödülünün aynı filme gitmesine kızıp “Sen Siyad’sın büyük düşün” demesi ise bence Yağmur – Kıyamet Çiçeği’nin ödülü almasından daha çok tartışılacak bir durum. Bu cümle açıkça “İzleyici hiçbir şeyden anlamaz. Sinema yazarının izleyiciyle aynı düşünüp aynı filme ödül vermesi kendini küçük düşürmektir” demek değil mi? İlk defa sinema yazarları izleyiciyle aynı filme ödül veriyorsa, bunu “küçük düşmek” mi yoksa “geç gelen bir uzlaşma” olarak mı adlandırmak gerekir? Ya da jüri tercihini “Balık”tan yana kullansaydı büyük mü düşünmüş olacaktı? Aksine her ulusal festivalde bir “Muhteşem Beşli” (Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem, Zeki Demirkubuz, Semih Kaplanoğlu ya da Derviş Zaim) filmi varsa SİYAD mutlaka onu ödüllendirir algısını yıktığı için büyük düşünmenin tanımı bence bu. Popüler de olsa iyi bir ilk film çekme cesareti gösteriyorsanız sinema yazarları sizi usta yönetmenler karşısında bile ödüllendirebilir mesajı önemli.