24.07.2017

YEŞİLÇAM: Ah Müjgan Ah

“Merhaba Müjgan, merhabalar olsun…”

Şu ana kadar yerli veya yabancı sayısız oyuncu geçmiştir kameranın karşısına. Bir şeyler oynamış, bir şeyler yaratmış, iyi veya kötü bir iz bırakmıştır sinema izleyicisine. Bu kadar oyuncu arasından yetenekli olanlar parıldamış, izden çok koskoca bir mazi, bir hayat bırakmıştır takipçileri için. Peki en büyükleri kimler, en çok hatırlanan, göze en çok gelenler kimler… Açıkçası uzun uzun düşündüm ben bunu, yani şuraya beş Yeşilçam aktör/aktrisi sırala deseler ne yazacağımı ne diyeceğimi bilecek kadar düşündüm. Bir kere bu aktör/aktris herhangi bir filmi tek başına sürükleyebilmeli, izlenilir kılabilmeliydi. Girdiği ufak tefek rollerde bile akılda kalıcı bir performans sergileyebilmeliydi. Sonrasında en az bir kaç defa başrol görmüş olmalıydı, yani bir filmin tüm sorumluluğunu üstüne almış olmalıydı hatta ve hatta bunu yanında çok büyük bir isim olmadan başarmalıydı. Ben beş kişi de karar kılmadım henüz, biraz daha düşünerek yapılabilecek bir şeydi bu ama şimdilik sadece birinde karar kıldım: Sadri Alışık.

Peki niye Sadri Alışık? Tek başına bir filmi taşıma, akılda kalıcı performanslar sergileme gibi konularda bu isme bir itiraz olmayacaktır. Beni asıl büyüleyen tarafı ise; filmlerinin isimlerinden çok Sadri Alışık filmi şeklinde bilinmeleri. Yani bir filmini gördüğüm zaman, beni çeken tarafı filmin adı, kalitesi, yönetmeni filan değilse, bilirim ki bu film Sadri Alışık’ın filmidir. Sizi çeken şey hikâye şu bu değildir çünkü; Sadri Alışık’ın kendisidir. Kemal Sunal da bu tarz bir oyuncu mesela. İkisi de filmlerinin dahi önüne geçebilen oyuncular. İkisini de benzersiz kılan bu. Bir de tüm bunların üstüne bir tirat yeteneği vardır ki Sadri Alışık’ın; en zayıf ruhları bile harekete geçirir, ansızın yakalar, en duygusuz kalpleri bile kendi ile beraber hüzne boğar. Kamera karşısında Sadri Alışık vardır ve tüm dertler onunmuş gibi dert yanar size. Bu da yetmezmiş gibi sizi de inandırır buna.

“Semtimizin bir tanesiydi Müjgan. Saçları sırtına kadar sırma-sırma dökülürdü. Elleri ufacık, gözleri 4 defa lacivert… Öyle bir sevdim ki Müjgan’ı… Dünyamı şaşacaktım. Haddimi bilemedim. Evleniriz gibi geldi bana.”

İşte bu şekilde anlatmaya çalıştığım Sadri Alışık’ın belki de en popüler filmi Ah Müjgan Ah (1970). Bir manavın çırağı ile zenginlik hayali kuran bir annenin ve annesinin hülyalarına kapılan kızının aşkı. Başroller; Sadri Alışık, Esen Püsküllü ve Salih Güney. Filmin yönetmeni Mehmet Dinler, senaristi ise birçok Yeşilçam filminin senaristliğini yapmış, pek de yabancı olmayan bir isim; Safa Önal. Senaryo olarak dönem filmlerinden pek de bir farkı yok aslında filmin, bilindik; zengin-fakir, para-onur, para-aşk gibi karşıtlıkların işlendiği film, senaryo olarak farklılığını ise replikleriyle oluşturuyor. Filmi izleyip de aklında tek bir replik kalmadan filmi bitiren yoktur diye tahmin ediyorum. Filmi izlemeyen birçok insanın bile aşina olduğu, ezberden söylediği birçok repliği vardır. Öyle ya “gözleri dört defa lacivert” olan bir Müjgan tabirini kim nasıl unutabilir veya bir duyan bir başka birine söylemeden nasıl öylece geçebilir üstünden. “Müjgan bugün güzel bile değildi” der Hüsnü, aşkın bitişine yönelik daha etkileyici bir replik kullanan kaç karakter kaç film vardır şunun şurasında.

“Yaşamam Müjgan diye bir şeydir benim için, ölmek de Müjgan yok demektir.”

Filmin senaryo bakımından gücü repliklerinden geliyor, geriye kalan gücünü ise Sadri Alışık’tan alıyor film. Cem Yılmaz, Sadri Alışık hakkında konuşurken, “Biz o dönem yaşıyor olsaydık, evde oturup Sadri Abiyi izliyor olurduk, iş olarak da başka bir şey yapıyorduk muhtemelen” der. Böyle tanımlanan bir oyuncu var elinizde, üstelik sadece komedi yönü böyle tanımlanan bir oyuncu. Sadri Alışık isminin eline bu tarz, içe işleyen, replikler de verdiğiniz de, geriye kalan tek şey onu izlemek oluyor. Senaryoyu klişelerle dolu bulup eleştirmekte istemiyorsunuzdur, filme kusur bulanlara ise söylenmeye başlıyorsunuz çünkü kadrajda Sadri Alışık var artık.

“Çocuğun değil mi? evlenseydik bizim çocuğumuz olacaktı, ismi de Koray değil, Ahmet, Mehmet, cemal gibi bir şey olacaktı”

Zengin ve fakir arasındaki statü farkını en iyi ifade eden repliklerden biridir bu replik benim için. Anadolu’dan göçen veya varoş diye nitelendirilen mahallelerde yaşayan insanların isim tercihleri bile farklı olur, maddi olarak aralarında bir fark olan, bir üst sınıfın isim tercihleri ile. Hikâyemizin baş kahramanı Hüsnü Neşedenyana, manavın çırağıdır, çocukluğundan beri âşıktır Müjgan’a. Hüsnü dışında pek kimseyi bilmeyen, tanımayan Müjgan’da âşık olmuştur ona. Günü geldiğinde evlenecek, bir yuva kuracak ve mutlu olacaklardır fakat Müjgan’ın annesi kızını Hüsnü’ye vermez. Bir terzide çalışmaya başlayan Müjgan ise (Hüsnü bu durumdan rahatsız olmaktadır.) hayatın gerçekleri ile yeni-yeni tanışmaktadır. Bu şartlar içinde, iş yerinden zengin biriyle tanışan ve bu zengin adamın kendisine verdiği vaatlere hayır diyemeyen Müjgan, Hüsnü’ye sırtını döner ve bu adamla evlenme kararı alır. Müjgan’ı hayatının merkezi haline getirmiş olan Hüsnü kahrolur. Müjgan öldü der ve bir şekilde yaşamda tutunmaya çalışır, gel zaman git zaman talih yüzüne güler, parayı bulur ve intikam almak ister.

Yeşilçam tarihimizden pek çok güzel oyuncu, pek çok iyi film geçmiştir. Bazıları hak ettiği değeri görmüş, bazıları da görmemiştir. Ah Müjgan Ah bu konuda biraz şanslı bir film. Yeterli saygıyı ve izleyiciyi kendi bünyesinde barındıran bir film. Bu saygıyı görmemişlerin filmlerin de, hak ettikleri düzeyde saygıya ve izleyiciye kavuşması dileğiyle.

“Bir daha mahalleye gelmedi Müjgan, gelemedi. Bizim dar ve eski sokaklara otomobili sığmıyormuş dediler. Senede birkaç ay zaten Avrupa’daymış dediler. Zaman şifalı bir ilaçtır unutursun dediler, unuttum bende. Hiç, hiç aklıma gelmedi. Hatırlamıyorum bile Müjgan’ı. Hatırlamıyorum.