05.09.2016

Yeşilçam: Deli Deli Küpeli

Deli-Deli-Küpeli-Screenshots-1Cevdet Fehmi Başkurt’un 1965 yılında kaleme aldığı Buzlar Çözülmeden adlı eserden uyarlanan Deli Deli Küpeli, dönemin çarpıklığına vurgu yapan Yeşilçam’ın önemli filmlerinden biri. Kartal Tibet’in yönetmenliğini üstlendiği 1986 yapımı film, politik ve sosyolojik açıdan verdiği mesajlar ile günümüzde hala önemini korumaktadır.

Kemal Sunal, İhsan Yüce, Melike Zobu, Reha Yurdakul, Yaman Okay gibi Türk sinemasının önemli isimlerini buluşturan filmin konusu şöyle: bir akıl hastanesinden kaçan iki deli, yolları karla kapanmış bir köye gelir. Köyde birkaç zorba tefeci ve esnaf köylüye çile çektirmekte, bu sayede kendi hegemonyasını sürdürmektedir. Durumdan muzdarip olan gariban halk, umudunu köye gelecek olan yeni kaymakama ve savcıya bağlamıştır. Tam da böyle bir durumda köye ayak basan iki deli, kendilerine düşen rolü, belki de gerçek makam sahiplerinden daha iyi oynar.

Kemal Sunal’ı Mavi Boncuk’tan sonra yine kaymakam olarak anıldığını gördüğümüz filmde (tabii Mavi Boncuk’ta durum tamamen farklıydı) verilmek istenen mesaj çok açık: “Herkesin gereğinden fazla akıllı(!) olduğu bir düzende halkın çıkarını en iyi şekilde gözeten, en iyi yönetici ancak bir deli olabilir.” Film bu mesajı verirken dönemin politik ve sosyo-ekonomik durumunu da eleştirmekten geri kalmaz. Tıpkı Banker Bilo’da olduğu gibi karaborsacı esnafları, tıpkı Davaro’da olduğu gibi eşkıyadan medet umma durumunu gözler önüne serer. 12 Eylül’e de bolca gönderme yapan filmin belki de en iyi tarafı da düzenin tüm çarpıklığını, abartılı ancak içtenlikli bir komedinin içinde eriterek göstermesidir.

Deli-Deli-Küpeli-Screenshots-2Senaryosunu Osman F. Seden’in yazdığı filmdeki diyaloglar, mimikler hatta karakter adları bile (ki akıl hastanesindeki doktorun adı Süleyman Demir’dir) çok ince ayrıntılarla bezeli, fazlasıyla dikkate değerdir. Kanımca Deli Deli Küpeli sırf bu yönüyle bile bir neslin pusulası, bir sürecin ışığı olmayı başarmıştır.

Kemal Sunal’ın “Şaban” karakterini oynadığı filmlere nazaran daha ciddi ve sert mizaçlı olması, filmde dikkat çeken başka bir ayrıntı. Sözünü sakınmayan, makamının verdiği gücü sonuna kadar kullanan bir kaymakamı canlandıran Sunal, bu sefer pek çok filminin aksine halkın içinden gelen değil, sanki gökten inmiş gibi dışarıdan gelen bir halk kahramanı rolünü üstlenmiştir. Özellikle atakların geldiği sahnelerdeki oyunculuğuyla göz doldurur. Bunun yanında deli savcı ve deli çavuş rollerinde Yavuzer Çetinkaya ve İhsan Yüce de filmin dramatik ve politik yapısına uygun, yer yer gösterişli ancak tutarlı oyunculuklarıyla filme güç katar.

Kartal Tibet’in ustalık döneminde çektiği filmin, başarılı müziğin de katkısını unutmadan, genel anlamda oldukça başarılı olduğu, tekrar izlenildiğinde daha da anlamlı olabileceği söylenebilir. Tibet, tıpkı kendisinin de dediği gibi “basit bir şekilde hikayeyi anlatıyor, yönetmenliğini her daim geçerli olan kurallara uygun şekilde yapıyor.” Zaten hikâye, filmi görünür kılmaya yetiyor.