08.05.2017

Yeşilçam: Dila Hanım

 

İmkansız Aşkların En Güzeline

Yeşilçam tarihinin en ünlü en ikonik iki yüzü; Kadir İnanır ve Türkan Şoray, senaryosunu Safa Önal’ın yazdığı, yönetmenliğini Orhan Aksoy’un yaptığı Dila Hanım (1977) filmi için bir araya geliyor. Necati Cumalı’nın dayısının hayatından hareketle kaleme aldığı film, Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın ard arda çektiği üç filmin ikincisi. Devlerin Aşkı (1976), Dila Hanım (1977), Selvi Boylum Al Yazmalım (1978). Üç film de birbirinden güzel, üçünün yeri de yerli sinemanın baş köşelerinde. Üçünün de müziklerini yapan isim Cahit Berkay. Selvi Boylu Al Yazmalım’ın ün olarak diğer ikisinin biraz önünde gibi dursa da, diğer iki filmin kalite olarak pek de bir aşağı yanı yok.

Anadolu halkının yıllar boyu içinde kaldığı ve hâlâ yer-yer kurtulamadığı kan davası olayını çok farklı bir biçimde işleyen film, yasak aşk olarak nitelendirebileceğimiz, sevdiği adamın aslında nefret ettiği adam olması gerektiği düşüncesini bir türlü içinden atamayan bir kadın karakter üzerinden gelişiyor. Kan davalı iki aile arasındaki bir mevzuda silahlar konuşur ve Dila Hanım’ın kocası, Rıza Karadağlı tarafından öldürülür. Kocasının ölümünü kabullenmekte zorlanan fakat kim olduğunu doğru düzgün bilmediği birine karşı da hisler besleyen Dila Hanım, eşkiya Kara Haydar’dan Rıza Bey’i öldürmesini ister. Kara Haydar’ın başarısız olması sonucu Rıza Bey’i kendi öldürmek için harekete geçer. Hiç tanımadığını düşündüğü bir yüzü, bir aşık ve maşuktan çok bir katilin yüzünü karşısında görmeyi bekleyerek harekete geçer. Bir görev bilinciyle, vefalı bir eş olmanın verdiği sorumlulukla, görmediğini düşündüğü bir yüze karşı nefretle ilerler.

Yeşilçam tarihinde belli başlı destansı sahneler vardır. Selvi Boynu Al Yazmalım filmindeki, Kadir İnanır’ın Türkan Şoray’ı kaçırma anı veya Sevmek Zamanı’ndaki Müşfik Kenter ile Sema Özcan’ın resim ve hakikati üzerine yaptığı konuşma anı gibi. Bu sahneler arttırılabilir, Vesikalı Yarim’deki İzzet Günay ile Türkan Şoray’ın bir çıkmaz sokakta yaptıkları konuşmayı da bu anlara dahil edebiliriz fakat hiç bir sahne bu filmdeki final sahneleri kadar destansı olamaz sanırım. Kadir İnanır’ın Türkan Şoray kendisini vursun diye sahneye adım atıp dans etmeye başladığı an ve daha sonra ikisinin birlikte dans ederken, el ele durdukları an kurşuna dizilmeleriyle biten sahne.

Hayatımın bir yerinde yer edinen ender sahnelerden biridir bu sahne. Dönüp dolaşıp bir daha izlediğim sahnelerdendir. Kadir İnanır’ın ölümü kabullenişi, buna bir şölen gibi gitmesi, onun karşısında boyun eğişi ve göğsünü iyice silaha doğru doğrultması. Türkan Şoray’ın ise durması, silahı Rıza Bey’e doğrultması ve o an ölmeyi dilemesi, hem de Rıza Bey’in elinden, tam o anda, Rıza Bey’le yer değiştirmeyi diliyor Dila Hanım, bi yüzden okunuyor bunlar. Türkan Şoray’ın kameraya doğru attığı tek bir bakıştan. Bir çok şiirden daha çok şey anlatır o bakış, bir çok romandan, sinema sanatının varlığı için şükretmenize neden olur o an. Türkan Şoray’a sadece o anlık oyunculuk için bile teşekkür etmek istersiniz.

Edgar Allen Poe, insanı anlatırken yüzün tüm ruhu yansıttığını söyler, insanın ruhunun bir portresi yüzdür der, Türkan Şoray bunu kanıtlamak için orada dikilmiş gibidir. Edgar Allen Poe insanın yüzünü anlatırken ise, tüm yüzü gözler temsil eder der, Louis Aragon, Elsa Triolet ile ilişkisi bu sözü kanıtlar biçimdedir. Elsa’nın gözleri bir başkasında olsaydı Aragon bir başkasını severdi derler. Gözün bu denli büyük bir anlatım ve anlayış biçimi olduğu bir gerçek. Hem Kadir İnanır’ın hem Türkan Şoray’ın, son andaki birbirlerine bakışları, söylemek istedikleri, dile dökmeleri gereken hiçbirşey yoktur o an. O bakışlar beraber bir ölümü kabullenişin yeminidir. Aragon’un Elsa’nın Gözleri şiirindeki tüm bakışlar saklıdır o anda. Bir kan davasının ortasında, birbirinden nefret etmesi gereken, ama beraber ölümü seçen iki aşık.

Kainat paramparça oldu bir akşam üzeri

Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın

Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa’nın

Gözleri Elsa’nın gözleri Elsa’nın gözleri.

Cahit Berkay akıllarda kalan bir çok Yeşilçam müziğinin bestekarı. Yeditepe İstanbul dizisinde “Bir acı telaffuz edilemiyorsa melodiye dönüşür.” şeklinde müthiş hoşuma giden bir replik vardır. Bu repliğe bir de bakışlara ve yüzlere dönüşür diye ekleme yapıp, Cahit Berkay’a acıyı bu denli güzel bestelediği için de bir teşekkür etmek istiyorum.