28.11.2016

Yeşilçam: Gelin

fft243_mf4579852Bir Üçlemenin İlk Ayağı

Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden Ömer Lütfi Akad‘ın göç üçlemesinin ilk filmi olan Gelin, sadece anlattıklarıyla değil, anlatış biçimi ile de Yeşilçam’ın göz bebeği filmlerinden biridir. Akad, Gelin’le başlayan çarpıcı üçlemesinde, köyden kente göç, maddi ve manevi değerlerin yitirilmesi ve bireylerin, toplumun hatta kentlerin kendine yabancılaşma durumunu ele almıştır.

Meryem (Hülya Koçyiğit) Anadolu’dan rüyaların şehri İstanbul’a göçen, İstanbul’un banliyösünde küçük bir bakkaliyenin getirdikleri ile geçimini sağlayan bir ailenin küçük gelinidir. Aile merkez semtte alacağı daha büyük bir marketin planlarını yaparken Meryem, hasta oğlu Osman’ın marazına çözüm arar. Büyük kentin sunduğu fırsatlara fazlasıyla kendini kaptıran aile Osman’ın ameliyat olması için gereken parayı markete yatırınca Osman, tam da kurban bayramının ilk gününde yaşamını kaybeder. Bu yitiş, daha büyük ayrılıkların habercisidir.

Önce iç acıtan, sonra mutlu sonla bitip yüzlerde hafif bir gülümseme bırakan filmin en büyük artısı oldukça anlaşılır hikayesi. Büyük şehrin, özellikle orada yaşamaya aşina olmayanların zihninde yarattığı büyük karmaşa sade bir dille betimleniyor Akad’ın kamerasıyla. Karısı ve oğlu ile Yozgat’ta mutlu bir rençber olan Veli’nin, şehre geldikten sonra sadece işi düşünmesi, rüyasında bile para sayıklaması bunun en güzel örneği. Aynı zamanda bakkal Hacı İlyas’ın tek bir zeytinin hesabını yapması, dua bereketinden bahsederken daha fazla kar elde etmek adına dükkanda şarap satılmasına göz yumması gibi detaylarla yozlaşmayı, dönemin gerektirdiği ekonomik politikaların içine gömülmüş insanları da eleştiriyor Gelin. Kısaca, büyük umutlarla İstanbul’a kaçmış(!), eski usul ataerkil yapıdaki bir geniş ailenin tüm fertlerinin umutlarını, hayal kırıklığını, en gizli düşüncelerini, yarım kalmışlıklarını izliyoruz film boyunca.

1079_4Daha Güneşli Bir Yaşam

Riyakarlığın gırla olduğu, ciddi hastalıkların sadece okuyup üflemekle, kurşun döktürmekle düzeleceğine inanılan, bir kadının evde oturmayıp bir iş edinmesinin namus meselesine dönüştüğü bir ülke düşünün. Bu bir distopya değil mi? Oysa 1973’te çekilen bu filmde, tıpkı benzer dönem filmleri gibi, acı gerçekler yüzümüze vuruyor. Daha da acısı, bunun gibi hatta daha hayret verici olayların hala günümüzde belli evlerde yaşanıyor olması. Gelin filmiyle Akad, hem kendine yabancılaşan bir kadının düzene karşı gelmesini anlatıyor; hem de asıl önemli olanın unutulmaması gerçeğini, insanların yanılgılar uğruna kurban edilmesi simgesi ile anlatarak izleyicisini de bilinçlendirmeyi amaçlıyor. Daha güneşli bir yaşama doğru, mutlu bir sesle, oldukça iyi şekilde başarıyor da.

1972-1976 yıllarında rol aldığı birkaç sinema filminden sonra ticarete atılan Kahraman Kıral’ın Osman rolünde, tıpkı canım Kardeşim filmindeki Kahraman gibi dokunaklı ve başarılı bir performansla can yaktığı filmde genel anlamda oyunculuk gayet üst düzeyde. Ancak Hülya Koçyiğit ve Aliye Rona tek kelime ile göz dolduruyor. Zaten kadın odaklı olan filmin başarısında büyük bir pay da burada saklı denilebilir. Altın Koza‘da en iyi film de dahil üç ödül alan Gelin, tıpkı Metin Erksan‘ın Kuyu‘su, Tunç Okan‘ın Otobüs‘ü gibi Türk sinemaseverinin gözünde hak ettiği değeri zamanla bulmuş, ender güzellikte gurur verici filmlerdendir.