13.06.2016

Yeşilçam: Kırık Bir Aşk Hikayesi

Kırık bir aşk hikayesi

Yeşilçam’daki nadir mutlu sonla bitmeyen, klişelerden uzak aşk filmlerinden biri ‘ Kırık Bir Aşk Hikayesi ’. Tıpkı Selvi Boylum Al Yazmalım filminde olduğu gibi, müzikleri ve diyalogları ile insanı yoğun duygulara sürükleyen film, bittiğinde buruk ancak güzel bir tat bırakıyor.

Selim İleri’nin senaryosunu beyaz perdeye aktaran usta yönetmen Ömer Kavur, bu kırık hikayeyi yine kendi izlerini görebileceğimiz şekilde derinlikle şekillendiriyor. Filmin konusu şöyle; Edebiyat öğretmeni olan Aysel’in tayini Ayvalık’taki bir liseye çıkar. Bu sırada kasabanın yerlilerinden, bir eşraf ailesinin oğlu olan Fuat kasabanın zengin fabrikatörünün kızı ile istemeden nişanlanmıştır. Fuat nişana gelen Aysel’i görür görmez beğenir ve ikili giderek yakınlaşmaya başlar. Ancak hem Fuat’ın maddi durumunun kötü olması hem de önceden verilmiş olan kararlar daha ağır basar. Fuat nişanlısı ile evlenirken, Aysel kasabayı terk eder. Yıllar sonra gelen kısacık buluşma sahnesi, duygusal anlamda filmin doruk noktasıdır.

Kadir İnanır ve Hümeyra’nın başrollerde olduğu filmde göze çarpan ilk detay, Kavur’un sahil kasabasında yaptığı insansız çekimlerin güzelliği. Teknik açıdan hayli doyurucu olan filmdeki bu çekimler, tıpkı Richard Linklater’ın Before serisinde (Sunrise-Sunset-Midnight) olduğu gibi, hikayenin geçtiği mekanların ön sunumunu yapıyor. Çekimlerin yanında, filmdeki diyaloglar da seyirci için çok şey vaat ediyor. Anayurt Oteli’ndeki insanı boğan, deliliğe götüren yalnızlığın esintilerini bu filmde görmek, bu yalnızlık üstüne birkaç söz işitmek mümkün. Özellikle filmin ilk yarısında Aysel ve Kamuran Usluer’in canlandırdığı Bedri karakterinin arasında geçen konuşmalar da, dönemin, dönem toplumunun sıkışmışlığına bir selam çakıyor. Bu anlamda bence yönetmenin en büyük başarısı varlığı, yokluğu, acıyı, sevgiyi ve aşkı insanın dışına taşırmadan, öyküye ek meseleler karıştırmadan anlatıp filmdeki sürükleyiciliği sarsmaması. Yani seyircinin dikkati her zaman birbirini seven iki insanın duygularına, yaşadıklarının ağırlığına odaklanıyor. Tüm bunlar bir araya geldiğinde ortaya hazmetmesi zor, ancak tutarlı ve etkileyici bir film çıkıyor.

Her şey bir yana, filmi izlerken bizleri en çok etkileyen şey müzik. Kavur, Cahit Berkay’ın yaptığı olağanüstü besteyi, filmde sık sık ve yerli yerinde kullanarak görüntülerle müthiş bir şekilde harmanlıyor. Zaten doğal olarak 1982 Antalya’da En iyi yönetmen ve En iyi müzik ödülü bu ikiliden başkasına da gitmiyor.

Filmin belki de tek eksiği, kurgusundaki kopukluklar. Öyle ki bazı sahne geçişlerinde ‘dumura uğramak, toparlanmak ve gelecek sahneleri anlamaya çalışmak’ durumunda kalabiliyorsunuz. Ancak bu bile, özellikle final sahnesiyle birlikte bu güzel filmin etkileyiciliğini azaltmaya yetmiyor. Ne diyelim, “mutluluk yanımızdan geçip gitmesin…”